Halil Ergün çok eski arkadaşımdır…

Sevdiğim, saydığım, yeri geldiğinde kıyasıya tartıştığım, yaşı benden epey büyük olmasına karşın adıyla hitap ettiğim bir sevgili dostumdur…

Geçenlerde bir televizyon programında Atatürk ve Atatürkçülerle ilgili sözlerini okuduğumda epey şaşırdığımı hatta üzüldüğümü, öfkelendiğimi itiraf etmeliyim.

Söyledikleri ne tarihin hakikatlerine ne de arşivlerin, tanıklıkların gerçekliğine uyuyordu. Daha değişik bir ifadeyle şöyle de anlatılabilir:

-Kimliğinin üzerini kapatsak, tıpkı AKP ile yol yürüyen “liberal paydaşlardan” birinin sıradan, hiçbir bilgiye, belgeye dayanmayan hezeyanlarından biriydi!

Gerçi Halil’le, bu iktidar dönemindeki süreçte benzer tartışmalarımız olmuş, ancak bu denli ayrı düşmemiştik… Mesela şu 2010 yılındaki meşhur referandum konusunda taban tabana ters düşmüştük!

Halil, son röportajında da bu konuya değinmiş ve aynen geçmişteki gibi aynı sözcükleri kullanmıştı:

-Büyük bir keyifle “evet” oyu kullandım. Anamı babamı da aldım gidip oy kullandım. O referandum 12 Eylül ile bir hesaplaşmaydı!

Ben o zaman bunu büyük bir “siyasi körlük” olarak tanımlamış, kendisiyle de tartışmıştım. Kısa sürede ortaya çıkmıştı ben ve benim gibi düşünenlerin haklılığı:

-O referandum sayesinde yargının siyasallaşmasının önü açılmış, FETÖ’cülerin devletin en hassas kademelerine sızmasının kapıları ardına kadar açılmıştı.

Kısacası “12 Eylül ile hesaplaşma” yalnızca kocaman bir elma şekeriydi!

Her haltı Atatürkçüler yiyor!

Ergün bu konuşmasında, Türkiye’deki Atatürkçüleri bir güzel suçlayıp, kendisinin Atatürkçü olmadığının altını çizip, şu vecizeyi de ortaya atmış:

-Her haltı Atatürkçüler yiyor!

Şunu söylemek istiyorsa haklılık payı var tabii; sözünü ettikleri “Atatürkçü maskesiyle” her türlü dolambaçlı yoldan yürüyüp, ikbal için, cebini doldurmak için çırpınan, zamanı geldiğinde de o maskeyi söküp atanlarsa el hak haklıdır Halil!

Ancak, bu uğurda bedel ödeyen, karanlığa, soysuzluğa karşı her ahval ve şerait altında dahi savaş veren, dik duranlarsa söz konusu edilenler çok ayıptır…

Bu ülke dışarıdan ve içeriden bu kadar yıkım harekâtına uğramasına karşın hâlâ ayakta ve direniyorsa bunu sağlayanlar Cumhuriyetçi-Atatürkçülerdir… Gelelim “Hepimiz, biz imparatorluk çocuklarıyız” masalına…

Hangi imparatorluktan söz ettiğini anlamadım Halil’in; taa Kanuni zamanında duraklama devrine giren, Fatih Sultan Mehmet’le birlikte kurucu unsur olan Türk ve Alevilerin hiçe sayıldığı Çandarlı Halil Paşa’nın İstanbul’un fethinden hemen sonra idam edilişiyle birlikte bir daha Türk sadrazamı olmayan, Türklerin yüzyıllarca aşağılandığı, “Türk” adının bile unutturulduğu, katliamlara uğradığı, son 100 yılında ise sırf emperyalist devletler tarafından paylaşılamadığı için imparatorluktan “hasta adama” dönüşen Osmanlı’dan mı söz ediyorsun?

-Çok yanılıyorsun Halil!

Atatürk tabii ki zembille inmedi!

Özellikle önce Balkan Savaşı hezimeti, sonrasında ise Birinci Dünya Savaşı felaketiyle ömrünü tamamlayan Osmanlı’nın son padişahı ve işbirlikçileri değil miydi ülkeyi İngiliz emperyalizmine peşkeş çekmeye çalışan?

Açık arşivlere bakarsan en az iki kez Padişah Vahdettin tarafından İngilizlere hain Damat Ferit Paşa aracılığıyla “Manda” teklifinin yapıldığını, Sevr Antlaşması’nın güle oynaya kabul edildiğini de görebilirsin!

Sonrasını uzatmama gerek yok; büyük zaferden sonra Vahdettin’in İngiliz Malaya zırhlısıyla kaçışı, önce saltanatın kaldırılışı, ardından Lozan zaferi hemen arkasından Cumhuriyetin ilanı ve tabii Hilafetin kaldırılması ve devrimler…

Diyorsun ki, “Atatürk gökten zembille mi indi?” Tabii ki inmedi! Mustafa Kemal de bir Osmanlı paşasıydı. Tarihi açıp bakarsan eskiyi devirip yeniliği getirenlerin o ülkeniz öz evlatları olduğunu görürsün’

Yukarıda saydığım tüm devrimleri de o yaptı. Cumhuriyeti ilan ettiğinde en yakın arkadaşları yanında değildi! Sonrasında da muhalefet partisi kurdular. Cumhuriyet ilanı sonrasında ülkeyi terk eden ve Büyük Devrimcinin sonsuzluğa karışmasının ardından yurda dönen tarihe “Benim kursağımda padişahın ekmeği var” sözleriyle geçen Rauf Orbay, 1948 yılında yanılmıyorsam yeni kurulan Milliyet gazetesine konuşmuştu. Şu soru sorulmuştu Orbay’a:

-Bugün dönüp baktığınızda, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Orbay’ın verdiği yanıt tarihe kazınmıştır:

-Hiçbirimiz olmasaydık, Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk gene başarırdı. Ama o olmasaydı hiçbirimiz onun yaptığını başaramazdık!

Biliyorum, bu konuşmandan sonra yurt çapında büyük tepkiler aldın ve yeni bir açıklama yaparak şöyle dedin:

-Evimde 5 tane Mustafa Kemal tablosu var!

Sonuçta bu da bir şeydir…