Kadıköy dün akşam kendini hatırladı.
Tribün, maçtan saatler önce kurulmuştu. El emeği, boya, ses, bekleyiş. 18 yıl bir çocuğu delikanlı yapmaya yeter. O kadar zaman Şampiyonlar Ligi'ni başkasının salonundan seyretmiş bir kalabalık, kapılar açılınca 2000'lerin başındaki kendi sesini buldu. İlk 15 dakika tribün rakibin ensesinde nefes alıyordu.
İsmail Kartal'ın ilk 11'i ve oyun tercihi, tribünün kurduğu cümleyi yarım bıraktı. Tribün üstüne düşeni fazlasıyla yaptı. İlk 15 dakika, Kartal'ın önüne kurulmuş bir sofraydı. Adam sofraya oturmadı.
♦♦♦♦♦
Lyon ilk yarıda hiçbir şey oynamadı. Sadece Fenerbahçe'nin hiç kapanmayan yarasına dokundu. Yan top. Bu takımın yıllardır aynı yerinden kanaması, artık kaza sayılmıyor.
İkinci yarının saniyeleri sayılırken Greenwood skoru eşitledi. Ama bu gol, oyunun sahibini değiştirmedi. Değiştiremezdi. Çünkü ortada ne sağlam bir oyun fikri vardı, ne de o fikre inanan futbolcular. Bir takıma oynatmak istediğiniz oyunu, önce o oyunu oynayacak adamlara sevdirmeniz gerekir.
75. dakikada Fenerbahçeli futbolcuların içindeki ışık söndü. Hani Lyon için Gençlerbirliği karşısında dinlendirilenler vardı ya... Ev sahibi avantajıyla son dakikalarda baskı kurmayı bırakın, sahaya "şu maçı son saniyede bir kaza kurşunu yemeden bitirelim" telaşı çökmüştü.
♦♦♦♦♦
Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe, Lyon'un epeyce üstünde bir takım. Ama tercih edilen 11 ile oynanmak istenen oyun arasında derin bir çukur var.
Kağıtta 4-4-2 yazıyordu. Sahada 4-2-4 duruyordu.
Fenerbahçe yalnızca kanatlardan hücum etmeye çalışırken orta sahayı Lyon'a bıraktı. Solda Kerem ile Brown'ın uyumsuzluğu insanın göğsünü daraltıyor. Geriye kalan tek umut, Semedo ile Greenwood'un bireysel yeteneği.
Sakatlıktan yeni dönen Vedat Muriqi'nin bedeni henüz yanında değil. Taraftarın uzun süredir beklediği santrforlu oyunu bugünkü haliyle karşılaması mümkün değil. Artık yalnızca bir santrfor özelliği taşıyan Talisca ise 10 numara vazifesini yerine getiremedi.
♦♦♦♦♦
Fenerbahçe sahaya 30 yaşını geçmiş 6 futbolcuyla çıktı. Burada yanlış bir kadro planlamasından söz edilebilir. Ama oyunun verimsizliğini yalnızca yaşla açıklamak kolaycılık olur.
Fenerbahçe'nin maçı sadece 3 oyuncu değiştirerek ve 90 dakika boyunca orta sahada canı çıkan Kante-Guendouzi ikilisini yenilemeden bitirmesi, son yıllarda gördüğüm en büyük hoca faciasıydı.
Mutfağınızda malzemenin en iyisi varken sofraya tuzsuz, lezzetsiz bir tabak geliyorsa, kabahati kasapta aramazsınız.
Peki suçlu kim? İsmail Kartal mı? Bir yere kadar evet. Peki bu kadroyu onun eline verenlerin hissesini kim ödeyecek? Bu yönetim, bir gün içinde kararını değiştirip Kartal'ı takımın başına getirdi. Bugün "Asensio yüzde 70 hazır, Lukaku 4-6 haftada toparlar" diye hesap yapanlara sormak lazım. İsmail Kartal bu takımın başına yüzde kaç hazır geldi?
♦♦♦♦♦
Sezonun daha bu kadar başında, hiç adetim olmadığı halde bir cümleyi olduğu gibi söyleyeyim. Bu takımın en formsuz ismi İsmail Kartal.
Hazırlıksız geldi. Aradan aylar geçti. Oynattığı oyunla ne futbolcusunu ikna edebildi ne tribünü. İkna edeceğine dair de bir işaret yok.
Üstüne Asensio ile yaşadığı münakaşa geldi. Maçın 69. dakikasında skor 1-1 iken tribünün Asensio ismini haykırması, tarihe ilk "Asensio muhtırası" olarak geçti. Bu, sarayın penceresinden bakan padişaha kazan kaldıran Yeniçeri'nin sesine benziyordu.
♦♦♦♦♦
Aslında İsmail Kartal'ın camia içindeki ağırlığını tek bir sahne özetliyor.
Maçtan sonra "Konyaspor maçının ertelenmesi için başkan ve yöneticiler çalışıyor" dedi. Beş dakika sonra Oğuz Çetin çıkıp "Böyle bir girişimimiz olmayacak" diye konuştu.
Futbol yapılanmasının bir ve iki numarası, aynı akşam, aynı binada, birbirinden bu kadar habersizse mesele teknik direktörün dizilişinden çok daha derindir.
Tribün dün gece 18 yıl öncesini hatırladı. Kulüp, 5 dakika önce ne söylediğini hatırlayamadı!