Hangi takımı tutuyorsunuz?” diye sordum, “Her Türk Fenerli doğar. Oğuz Kaan’dan bu yana” diye esprili yanıt verdi. Dün… Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’la, Şevket Yılmaz’ın yönettiği Fenerbahçe 2000 Derneği ziyaretinin ardından buluştum. O da Fenerbahçeli ama oğlu Alp 14 yaşında ve şampiyonluk görememekten muzdarip. Özdağ, Basın İletişim Başkanı eski MHP Milletvekili Nazif Okumuş’la birlikte sorularımı yanıtladı. Oturduğumuz yerde “üç maymun vardı” ve Özdağ dedi ki: “Gördüm, duydum, biliyorum.” Fotoğrafları da “üç maymunun” önünde çektirdik.
ÖZEL’İN TEKLİFİ BÜYÜK REFERANDUM
- Sıcak gündemle başlayalım. CHP lideri Özgür Özel, 22 vekilin istifasıyla ara seçim tartışması başlattı. Zafer Partisi bu konuda ne düşünüyor?
CHP’nin gündeme getirdiği ara seçimde, seçmiş olduğu yerler seçmenin yarısına yakınını sandığa götürebilecek kadar geniş zemini oluşturuyor. Bu çok büyük bir referandum olur. Ancak, bunun bir hukuki anayasal imkanının olması gerekiyor. AYM kararlarını dahi uygulamayan bir iktidarın varlığında uygulanmasını da mümkün olmaktan çıkartıyor. Çünkü Erdoğan iyi bir siyaset şekillendiricidir. Erdoğan’ın onayı olmadan CHP milletvekillerinin istifasının kabul edilmesi mümkün değil. Erdoğan da kendisinin belirlediği bir takvim dışında bir kısmi seçimin gündeme gelmesini arzu etmez. Ayrıca böyle bir hamlenin riski şudur: 11 milletvekilinin istifasının kabul edildiği diğerlerinin edilmediği bir ortamda CHP vekillerinden de olabilir. CHP, Türkiye’de demokratik hayata geçtiğimiz günden bugüne bir siyasi partinin gördüğü en ağır baskı süreçlerinden birisiyle karşı karşıya. Bu baskı sürecinin de sürekli CHP belediye başkanlarına karşı kullanılması CHP Genel Başkanı Özel’i de haklı olarak bir oyun kurma arayışı içerisine itiyor. Özgür Özel de bir karşı hamle yapmış durumda. Bunun gerçekleşebilmesi için iktidarın onayına bağlı olması hamlenin daha başından etkisiz kalması sonucunu doğuracak.
ÖNCE SİYASETİ DOĞRU OKUMAK GEREKİYOR
- CHP diyor ki; “Bu hamleyi yapıyorum, hodri meydan. Sandıktan iktidar kaçmış olacak.”
Psikolojik olarak kullanabileceği bir propaganda aracı elde edebilirler. Ama bu süreç gerçekleşir mi gerçekleşmez. Mesele erken seçim değil. Önce siyasetin doğru okunmasıyla DAM ittifakının yani DEM, AKP ve MHP ittifakını tasfiye edecek ve Türkiye’yi belirli sistem içerisinde parlamenter-demokratik düzene, hukuk devletine getirecek bir iktidar değişimi olması gerekiyor.
SEÇİMİ KAZANACAK İTTİFAKIN TEMELİ ATILMALI
- Siyasetin doğru okunmasını açar mısınız? Nasıl doğru okunacak?
Yapılması gereken, seçimden önce bu seçime gidecek ve seçimi kazanacak ittifakın, fikri ve politik temellerinin oluşturulması. DAM ittifakının yapmaya çalıştığı, milli, üniter ve laik devleti tasfiye ederek Öcalan’ın önce başmüzakereci olduğu daha sonra da cumhuriyetin tekrar kurulması sürecinde kurucu ortak olduğu bir süreç gerçekleştirilmeye çalışılıyor. CHP, komisyon masasına oturarak bu sürecin parçası oldu. Bu komisyon Türkiye’ye demokrasi, barış getirecekmiş. Dünya tarihinden terör örgütüyle demokrasi ve barışın getirildiği görülmemiştir.
ÖZEL’İN ÇAĞRISINDA DEM’DEN DESTEK YOK
- Zafer Partisi, CHP’ye ya da diğer partilere ne öneriyor?
Türk halkının AKP’ye, MHP’ye oy veren kitlesi dahil en az yüzde 80’i bu sürece karşı. Öcalan’ın serbest bırakılması ve PKK’lılara af diye sorduğunuzda oran yüzde 86’lara çıkıyor. Şimdi bu matematik gerçek ortadayken ve AKP-MHP’yle ittifak yapmış DEM Parti de varken, CHP’nin DEM’den gelecek oylar uğruna Türk halkının kahir ekseriyetini karşısına alıp hala o masada oturmasının politik olarak bir manası yok. Kendi belediye başkanları Silivri’de yargılanan partinin, o başkanları yargılayan iktidar bloğuyla hareket eden DEM’le aynı masada oturmayı kimse demokrasi olarak anlatmasın. Bakın en son CHP Genel Başkanı Özgür Özel seçim çağrısı yaptığında DEM’den destek bulamadı.
- Kimden buldu?
Kimseden bulamadı aslında. Ama DEM’den bulamaması önemli. Demek ki, DEM Parti’nin yeni bir ittifakı var. CHP yönetiminin, DEM’in AKP-MHP’yle ittifak içerisinde olduğunu görmesi gerekiyor. CHP bu anlamda yerel seçim öncesinde olduğu gibi DEM seçmeninin bir bölümünün kendisine oy vereceğini düşünüyor. Böyle bir siyasi zemin yok.
- DEM seçmeninin CHP’den koptuğunu düşünüyorsunuz.
Evet.
Önce manifesto sonra cumhurbaşkanı adayı
- Nasıl bir ittifak kurulmalı?
Milli, üniter, laik devleti savunacak bir ittifak. Parlamenter demokrasiye geri dönecek, Atatürk çizgisinde geniş bir buluşma sağlayacak. Değişik konularda farklı fikirlerde olabiliriz. Ama cumhuriyetin kuruluş felsefesini geleceğe taşıma iddiasında olan siyasi partilerin tamamı bu seçimlerde seçilecek bir cumhurbaşkanı adayını desteklemeli. İki seçim var: Başkanlık seçimi ve bir de parlamento. İki seçimi farklı farklı ele alabiliriz, birlikte de düşünebiliriz. Ama önce milli, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’nde uzlaşalım. Anayasa’nın 42 ve 66. maddelerini devam ettiriyor muyuz? Öcalan, İmralı’da mahkum olarak kalmaya devam ediyor mu? PKK’lılara af gelmiyor mu? Bu konularda anlaşmamız lazım.
- Cumhurbaşkanı adayınız kim?
Ben isim üzerinde konuşmayacağım. Böyle bir denklemde, manifesto ortaya çıktığında… Karma ekonomi ile Devlet Planlama Teşkilatı’nı kurarak üretim ekonomisine dönmek önemli. Hukuk devletinin inşası, parlamenter demokrasiye dördüncü senenin sonunda dönerek gelecek seçimlerin güvence altına alınmasını sağlayacak bir isim! Burada anlaştıktan sonra isimler o zaman konuşulur.

Yinon Planı adım adım uygulanıyor
- Öcalan’ın PJAK’a da “İsrail’in yanında olmayın” talimatı verdiği iddialardan biri.
Türkiye’nin ABD’yi uyardığını biliyoruz. Belirli PKK-PJAK unsurları İran’a gidecekken Türk istihbaratı bunu İran’a bildirdi. İran Özel Kuvvetleri sınırda girmek isteyen PKK’lıları yok ettiler. Amerika da bunu doğru okudu, ‘bu süreçte PKK’yı devreye sokarsam hem Suriye’deki süreci tehlikeye atarım hem de Türkiye’deki açılım sürecini ateşe atarım’. Bu nedenden dolayı PKK’yı içeriye sokmaktan vazgeçtiler. Özetle; Öcalan açısından İsrail’le stratejik ittifak zaten var. Ama bunu bir takvim içerisinde zamanlamayla ayarlamak istiyor. İstiyor ki; açılım devam etsin, Suriye’nin kuzeyindeki YPG bölgesi Öcalan’a bağlı olsun, Türkiye’de de iktidara ortak olmak istiyor. Ortadoğu’nun en kötü gizlenen sırrı İsrail Kürt kartı sırrıydı. Ben bunu 1997’de yazdım. O zamandan bu yana süreç gelişti. Oded Yinon’un, 1982’de Dünya Siyonist Teşkilatı’nın İbranice yayın organı olan Kivunim (“Yönelimler”) dergisinde yazmış olduğu strateji bugün adım adım hayata geçiyor.
İran’a giden yol Suriye’de açıldı
- İktidar diyor ki; “Bir Gazzeleşme süreci yaşanabilirdi. İsrail provokasyonu olabilirdi ve iç cepheyi tahkim etmek gerekiyor. Biz milli-üniter yapıdan vazgeçmiyoruz. Biz İsrail operasyonunu bozduk.”
Eğer İsrail operasyonu bozulacaksa önce Suriye’de olur. Esad iktidarının devrilmesine bakın: Yakın zamanda istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in yaptığı açıklamalar ve bizim elimizdeki bilgiler de teyit ediyor ki; Beşar Esad rejiminin devrilmesi bir İsrail operasyonuydu. İngiliz ve ABD destekli operasyondu. Böylece İran’a giden yol da açıldı. Önce Irak bölündü sonra Suriye’nin bölünmesi gerekiyordu. Şimdi İsrail-ABD ortaklığı İran’a saldırdı. Bu sıralamaya göre sonra sıra Türkiye’ye gelecek diye İsrail’in açıklamalarını görüyoruz.
Böyle bir sürece ihtiyaç yoktu
- Ümit Özdağ, “Terörsüz Türkiye” sürecinin geldiği nasıl görüyor?
Terör örgütü minimize edilmişken ve uluslararası konjonktürde terör örgütü aleyhine gelişirken böyle bir adımı atmak aslında terör örgütünü yok etmekten ziyade terör örgütünü dönüştürerek devlete eklemlemek. Bakın Suriye’de yaşanan sürecin bir benzeri yaşanıyor. Ama Suriye’de devlet yıkıldı. Yıkıldıktan sonra bir tarafta HTŞ diğer tarafta YPG Suriye devletine ortak haline geldiler. Ama Türkiye Cumhuriyeti yıkılmadı. Türkiye Cumhuriyeti, PKK’yı ağır bir mağlubiyete uğrattı. Pençe harekatıyla Irak’ta Kandil’e geri püskürttü. Evet, Suriye’de PKK-YPG bir alan elde etti ama bir çatışma anında TSK tarafından düz alanda tasfiye edilebilecek bir yerde. Böyle bir sürece ihtiyaç yoktu.

Özdağ ile Öcalan aynı çizgide mi?
- Öcalan da kendisini ziyarete gelen heyetlere diyor ki; “Irak, Libya, Suriye bölündü sonra İran ve Türkiye’ye gelecek sıra. Bu silahı bıraktırıyorum örgüte ve iç cephe güçlenmeli”. Sizin dediğinizle Öcalan’ın dedikleri örtüşüyor.
Abdullah Öcalan, PKK’yı doğrudan yönettiği dönemde Suriye istihbaratı, İran istihbaratı, Alman istihbaratı, Sırp istihbaratı, Yunan istihbaratıyla işbirliği yapmış ve Türkiye’yi parçalamak için çalışmış biri. Bugün de Öcalan’ın niyeti Türkiye’nin birliğini korumak değil. Hala Anadolu-Mezopotamya işbirliği diyerek hala Türk ve Kürt halkları diyerek Türkiye’yi iki milletli bir coğrafya haline getirmek istiyor. Sonra da Büyük Kürdistan sürecini Türkiye’nin içerisinden çıkartmayı hedefliyor. Öcalan bu söylediği süreçlerde ABD ve İsrail’le Türkiye’ye karşı işbirliğini yönetmiş bir adam. DEM Parti’nin Grup Başkanvekili yapmış olduğu bir konuşmada, ‘Buralar vaat edilmiş topraklar. Türkler buraya da geldiler ve burayı da mahvettiler’ diyor. Sadece bu açıklama bile, DEM ve PKK içindeki İsrailci zihniyetin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İran’a karşı operasyona başladıktan sonra PKK-PJAK-YPG’nin İsrail’den nasıl talimat beklediklerini kendileri de ifade ediyor. Talimat gelmedi ama.