Bir süredir yazlıktayım.

Çalışmadığım günlerde beni deniz kenarında bulursunuz.

Hayatım boyunca şezlong insanı olamadım. Tam noktam; kafeteryadaki köşe masa.

Kitabım, soğuk içeceğim ve ben güzel zaman geçiriyoruz.

Ayvalık tarafındayım, genelde de Cunda Adası meskenim.

Ada pahalı.

Menüler iştah açıcı ama mekanlarda hesap kabarık geliyor.

“Beach”lerin giriş ücreti de nasıl bir yer tercih ettiğinize bağlı olarak 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor.

E tabii yediniz, içtiniz; evdeki hesap çarşı denklemi devreye giriyor.

Cebimizi ilgilendiren bir girizgâh yaptım ama bu yazıda başka bir gözlemimi okuyacaksınız.

Kitap Hikâyede Kaldı: Kitap Story’si Atan Çok, Okuyan Yok

Uzun zamandır hepimiz biliyoruz; biz artık milletçe okumuyoruz, telefonun ekranını kaydırıyoruz.

Bu gözler ne mi gördü?

Soğuk içeceği, pahalı hasır çantası, şapkası, yine pahalı bronzlaştırıcı kremi, dünya markası gözlükleri, termosunun yanına bir güzel kitabını yerleştirip fotoğraflayanı gördü.

Gözlerimi ayıramadığım güzel kadın fotoğrafı çekti, gördüğüm kadarıyla sosyal medyasına yükledi ve kitabın kapağını akşama kadar açmadı.

Ama o telefon elinden hiç düşmedi.

Asla yargılamak gibi bir çerçeveden yazmıyorum.

Gösteriş toplumuyuz, sanal dünya yalan gibi cümleler de kurmayacağım.

Ben işin o noktasında değilim.

Okumuyoruz noktasındayım.

Biz okumayınca çocuklarımız da okumuyor.

Örnek aldıkları sanal aleme bağımlılığımız oluyor ne yazık ki.

Bu olaya şahit olduktan sonra daha dikkatli baktım etrafıma.

Çocuklar çok tatlı, sahilde, deniz kenarında, kafeteryalarda hemen kaynaşıyor.

Oyuna dalıyorlar.

Ama işte modern zaman…

Bir yerden sonra ilgi dağılıyor.

Plaj Çantalarının Baş Tacı: Tablet

Ailesinin yamacına her yaklaşan çocuk plaj çantasından bir tablet çıkarıyor.

Bebekler zaten mamalarını bir şey izleyerek yiyor.

2-6 yaş aralığındaki çocuklar çizgi filme dalıyor.

Daha büyükler sanal oyun peşinde…

E, ergenler zaten aileleri ile gezmeye çıkmadan dört duvar arasında bilgisayar başında.

Hemen yeri gelmişken bir öz eleştiri yapayım; oğlumun ebeveyn koruma ayarı açık tabletine erişimi var.

Hatta bazen günün yorgunluğu, gündemin boğuculuğu arasında ben de “Odanda zaman geçirmek istemez misin?” diye soruyorum.

Ve tableti alacağını biliyorum.

Kısa süre sonra yani bir soluklanıp tablete veda ettiriyorum.

Evet, teknolojiden uzak kalmaları söz konusu değil.

Zaten bu çağda olmamalı da.

Tüm güvenlik önlemlerini almak, zararlı siteler, oyunlar, sohbet gruplarından uzak tutmak ise bizim görevimiz.

Bu konuda herkes hemfikir, eminim.

Ama işte bazen balık baştan kokuyor.

Çocuklar hava gibi, su gibi, nefes gibi muhtaç hâle geldi tabletlere, telefonlara, bilgisayarlara, oyun konsollarına…

Peki zararları ne?

Bir kere biliyoruz ki; gözlerini bozuyorlar, el bilek ağrıları oluyor, bir şey izlerken hızla ve kontrolsüz yemek yiyorlar. Obezitenin en önemli nedenlerinden biri de bu.

Hareketsizler.

Sosyalleşemiyorlar.

Ruhları da alarm veriyor.

Ama asıl mesele; beyin.

Saatlerce ekran karşısında, düşünmeden, çoğu zaman konuşmadan, hareketsiz kalmak taptaze beyinlere ne yapıyor?

Çözümü nerede arayacağız?

Cevapları Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu İsmail Anıl Usta’dan aldım.

Ekran Maratonu Uykusuz Bırakıyor

Klinik Psikolog İsmail Anıl Usta öncelikle uyku düzeninin bozulmasına dikkat çekiyor.

Uyku beyni yeniliyor, tazeliyor.

Ama gün boyu, hatta gece saatlerine kadar mavi ekrana maruz kalan çocukların gecesi gündüzüne karışıyor.

Zihin bulanıklaşıyor, stres seviyesi artıyor.

“Düzensiz uyku çocukların hem ruh hâlini hem de bilişsel performansını olumsuz etkiler.”

Çocuklar Neden Odaklanamıyor?

Sürekli akan renk, görüntü, ses…

Dijital uyaran pençesindeki çocuklar artık sabırsız.

Örneğin tost siparişi veriyorlar; bir an önce oyuna geri dönebilmek için sırada bekleyip hazırlanmasını zulüm olarak görüyorlar.

Dayanamıyorlar.

Sohbet açılsa ilerletemiyorlar.

Çünkü;

Klinik Psikolog İsmail Anıl Usta:

“Sürekli değişen dijital uyaranlara maruz kalan çocuklarda dikkat dağınıklığı, sabırsızlık ve sıkılmaya karşı düşük tolerans gelişir. Gerçek yaşamın doğal temposu dijital içerikler kadar hızlı olmadığı için sorun yaşıyorlar. Kitap okumakta, üretmekte ya da uzun süre odaklanmakta çok zorlanırlar.

Peki ekran zararlı demek doğru mu?

Klinik Psikolog Anıl Usta:

“Eğitici içerikler, yabancı dil uygulamaları, yaratıcı oyunlar ve çevrim içi eğitimler çocukların gelişimini destekleyebilir. Burada önemli olan ekranın çocuğun gelişimine katkı sunmasıdır. Amaçsız ve saatler süren ekran kullanımı ile kaliteli içerik tüketimi arasındaki fark belirleyicidir.”

“Çocukları Spor, Sanat ve Kitaba Yönlendirin”

Ve bize düşen görevleri bir de uzmanından okuyun.

İsmail Anıl Usta:

Teknoloji tamamen yasaklanmamalı, ancak sınırsız da bırakılmamalı. Spor, sinema, sanat ve kitap okuma günlük rutinin parçası hâline getirilmeli. Yemek saatleri ve aile sohbetlerinde masadan telefonlar uzaklaştırılmalı. Yatmadan en az 1 saat önce telefon, tablet ve bilgisayar kullanımı sonlandırılmalı.”

Bir de kıyaslamaktan uzak duracağız.

Her çocuk ayrı bir âlem.

Tek tipliğe her anlamda sonuna kadar karşıyım.

Tam da bu nedenle; birey olduklarını ve özel olduğunu kabullenerek ona göre davranmak zorundayız.

Ayrıca; kendilerini başkalarıyla çok da gerçek olmayan sanal âlemde kıyaslamalarına müsaade etmemeliyiz.

Hayat Instagram’daki kadar renkli, eğlenceli değil.

Hele de herkes X’teki kadar asla bilge değil.

Klinik Psikolog Usta:

“Kıyas kültürü özgüven gelişimini olumsuz etkiler. Ergenlerin de sosyal medyada yaşıtlarının hayatları ile kendi yaşamlarını kıyaslamaları özgüven sorunlarını ve yetersizlik duygusunu tetikleyebilir.”

Ve bu son derece hayati bir mesele.

Anıl Usta:

“Çocuklara dijital dünya ile gerçek yaşam arasında sağlıklı bir denge kurmayı öğretebilirsek, bu yalnızca yaz tatili için değil, yaşam boyu sürdürecekleri önemli bir beceri olacaktır.”

Ne dersiniz?

Başarabilir miyiz?