Memleketin gündemi bu hafta da hareketliydi.

Ama bizi en çok yine geçim mücadelesi yordu.

TÜRK-İŞ acı gerçeği açıkladı.

Açlık sınırı: 26 bin 940 TL

Yoksulluk sınırı: 120 bin 325 TL

Asgari ücret açlık sınırının %24 altına geriledi.

Yoksulluk sınırı ise milyonlarca kişi için hayal…

İşte bizim gerçeğimiz bu.

Bir diğer gerçeğimiz, bu yaz tam da “orman yangınları çıkmadı” derken Kuzey Ege cayır cayır yanmaya başladı.

Güneyde de kontrol altına alınması güç yangınlar çıktı.

Ormanlarımız ne hikmetse yine en rüzgârlı günlerde küle döndü.

Gerçekten her yıl aynı acı ile sınanıyoruz.

Yeter artık.

Baştan söyledim, hareketli bir hafta geçirdik.

Siyasetin gündemi de ağırdı.

Yeni Parti’ye destek için eski vekiller de istifa etti.

278 isimden bahsediyoruz.

Chp’li belediyelerden ve il-ilçe başkanlıklarından da üst üste istifalar geldi. Adres Yeni Parti

CHP’de grup başkanlığı krizi vardı.

Gürsel Erol, “vekillerin iradesine müdahale ediliyor” diyerek adaylıktan çekildi.

İddiaya göre Faik Öztrak’ın seçilmesi için Kılıçdaroğlu devreye girdi.

Grup Başkanı Öztrak oldu.

Kuşkusuz bir haftadır en çok Chp’deki paralı figüran olayını konuşuyoruz.

Büyük olay ve BirGün Gazetesi muhabiri Ebru Çelik, yılın haberine imza attı.

Canıgönülden tebrik ederim.

Detayları biliyorsunuz zaten, ajans başkanı da kabul etti.

Ancak “Chp’nin haberi yok” açıklaması geldi.

İş yargıya taşındı.

Ve belediye operasyonları da durmadı.

Bu hafta İstanbul Üsküdar ve Ankara Etimesgut belediyelerine operasyonlar düzenlendi.

Sinem Dedetaş ve Erdal Beşikçioğlu gözaltına alındı.

İmar yolsuzluğu ile suçlanan Dedetaş tutuklandı.

Süreç için gaza basıldı.

Maddeleri net olarak bilmiyoruz ama

görünen o ki yasa geçecek, ardından Meclis tatile girecek.

Bir parti kurulurken bir parti tarihe karıştı.

Gelecek Partisi feshedildi.

Ahmet Davutoğlu, “Kirlenmiş bir siyasi iklimin parçası olmamak amacı ile bu kararı aldım.” dedi.

AHBAP’a kayyum atandı.

Soruşturmanın kilit ismi, “dolandırıldım” diye şikâyetçi olan iş insanı Hüseyin Başaran da tutuklandı.

Haluk Levent’i suçladı: “BM yöneticileriyle fotoğraflarını gösterip para istedi.” dedi.

Tüm bunların dışında neleri konuştuk, hangi gerçekleri yeteri kadar konuşamadık onlara bakalım…

NE KONUŞTUK?

İş dünyasından bir çıkış geldi.

Patronlar, yeniden bölgesel asgari ücreti gündeme getirdi.

Sendikalar da, işçi de tepkili.

Evet, özellikle de İstanbul’da barınma, beslenme, ulaşım, eğitim masrafı; her şey çok ama çok yüksek fiyatlı.

Geçinmek, hayatta kalmak zor.

Ama çalışılan bölgeye göre asgari ücret, patronların talebi.

Suistimal eden de olabilir.

Geçmişte mevcut asgari ücretin altında çalıştırılanlar da oldu.

Toplum kabul etmemekte kararlı.

NEDEN ÜZÜLDÜK?

Söz verildi.

Hükumet garantör oldu.

Verilen söz tutulmadı.

Yetmez gibi işçiye “işe gelmedin” diye dava açıldı.

Maaşları, tazminatları ödemeyen patron 50’şer bin TL istiyor.

Açlıkla, yoklukla, yoksullukla mücadele eden, çalışıp da karşılığını alamayan madenciler yine eylemde.

“Açız” diye haykırıyorlar.

Biri ekranda ağladı: “Kiramı ödeyemedim, yuvam yıkıldı.” dedi.

Bir başkası ise daha da acı bir cümle kurdu: “Borçlardan ötürü yiyecek alamıyoruz. 12 yaşındaki oğlum çalışmaya başladı.” derken gözleri doldu.

Neden kimse bu sözler üzerine utanmıyor?

Niçin yaptırım uygulanmıyor, ceza kesilmiyor?

Nasıl oluyor da o ücretler hesaplara yatırılmıyor, yatırtılamıyor?

İşçinin emeğini sömüren, yetmez gibi yeni ihaleler verilen, bir şekilde korunuyor oluşuyla bakanları bile şaşırtan patron sözünde durmuyor!

Doruk Madencilik isimli şirket ülkenin dört bir yanını zapt etmiş.

Yetmezmiş gibi hakkı, hukuku, adaleti ve insanlığı yerle bir ediyor.

Ne olacak bu işin sonu?

Hak arayışındaki bir madenci güzel bir soru sordu: “Kim bu Sebahattin Yıldız? Devletten büyük mü?”

Nasıl soru ama…

Çok yazık!

Bir de bu işçilerin karşısına polis dikiliyor.

Çok acı, çok üzücü.

CEBİMİZİ NE YAKTI?

Pasta fiyatlarının farkında mısınız?

Kabul ediyorum, hiçbir şey ucuz ya da uygun fiyatlı değil ama; pasta etiketine ne oldu öyle?

6-8 kişilik çikolatalı standart pasta için 2.800 TL ödemiş biri olarak yazıyorum bunu.

Bu kadarı da fazla artık!

Aynı pastayı ocak ayında 1.600 TL’ye almıştık.

Yazık yahu, gerçekten doğum günü vesilesiyle alınan pastanın fiyatı bu.

Düğün dernek yapanların vay hâline…

NEDEN UTANDIK?

Geldik başkaları adına utanma köşesine.

Ayvalık’ta koruma altındaki kum zambakları için yerleştirilen koruma kutuları çöpe çevrildi.

Nasıl bir milletiz?

Zarar vermek suç o zambaklara.

Hadi cahiliz, bilmiyoruz diyelim; korumak için konulmuş kutuların içine çöp atmak ne demek?

Bu nasıl medeniyetsizlik?

Nasıl bir saygısızlık!

KİMLERLE GURURLANDIK?

Bizi hep ama hep gururlandırdılar.

Mücadeleden asla vazgeçmediler.

Her şartta, her koşulda göğsümüzü kabartıp, İstiklal Marşı‘mızı bazen gözyaşlarıyla, bazen de var güçleriyle en yüksek tondan söylediler.

Atatürk’ün kızları, Milletler Ligi’nde şampiyon oldu.

A Milli Voleybol Takımımız, bu kez Çin’de tarih yazdı.

Brezilya’ya karşı geriden gelip maçı kazandılar, zirveye adlarını yazdırıp altın kupayla döndüler.

Ne kadar gurur duysak az.

Ne kadar teşekkür etsek yetmez.

İyi ki varlar.

Var olsunlar.

Memleketimizin gurur kaynağı, yüz akları onlar.

Gelecek nesiller için en güzel örnekler.

Bir not daha düşmek isterim.

Melissa Vargas, turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi.

O plaketi kaldırırken de içimiz sıcacık oldu.

Biz onu hak edecek ne yaptık bilmiyorum; ama şanslıyız.

Parkenin yıldızlarının yeni hedefi Avrupa şampiyonu olmak…

Hiç endişemiz yok.

Şampiyonlarımızın her birini ayrı ayrı tebrik ediyorum.

Teşekkürler kızlar.

NEYE SEVİNDİK?

Güzel kalpli insanların aramızda oluşuna sevindik.

Adana’da bir besici koyunları için ahıra klima taktırdı.

“Ben yatamıyorum, hayvanlarım da klimasız yatmasın.” dedi.

Helal olsun.

Ama en çok da bu güzel kalbe selam olsun…

NEYE GÜLDÜK?

Yani önce şaşırmıştık, ardından şaşırmama evresine geçtik. Artık komik geliyor.

İtalya’nın başkenti Roma deyince ilk akla gelen turistik noktalardan biri de Trevi, Aşk Çeşmesi.

Hikâyesine girmeyeceğim, herkes biliyor.

Akın akın da turist çekiyor.

Ama turistlerden bazıları tarihi çeşmeye atlamaya bayılıyor.

Gerçekten komedi.

İnsan elektrik akımına kapılırım diye hiç mi korkmaz acaba ya da ben ne yapıyorum, ne saçmalıyorum diye hiç mi çekinmez?

Ortalama 2 haftada bir turist balıklama dalıyor çeşmenin suyuna.

Cezası 500 Euro.

Akıl fikir herkese lazım…

Fark ettiyseniz ötelerden güldü yüzümüz.

Atatürk’ün kızları ve başarıları dışında; içeride gülümsetecek pek de bir şey yok.

Olması dileği ile…