Fon krizinin detaylarını konuşmaya devam ediyoruz. O kadar çok bilgi yağıyor ki konu bugünden yarına bitecek gibi değil. Hükümetin dörtlü bir çabası var:

1) Krizin büyüklüğünü saklayıp piyasalarda panik yaşanmasının önüne geçmek:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in ağız birliği etmişçesine yaptığı açıklamalara bakarsanız sorun “sınırlı bir alanda ve fonda” ve “geçici”. Ayrıca finansal sisteme yönelik bir risk söz konusu değil.

2) Krizin yarattığı mağdurların taleplerini karşılayacak bir çıkış bulmak:

İktidar “sınırlı” dese de krizden etkilenen 455 bin 758 mağdur var. Üstelik söz konusu fonların büyüklüğü 18 milyar dolara yakın. Bir de borsadaki değer kaybı var ki dünkü endeks, 9 ayın en düşük rakamı olarak kayıtlara geçti.

Şu anda fon bakiyesinde bu kadar para var mı bilinmiyor. Dolayısıyla mağdurların yatırdıkları paraları kurtarıp kurtaramayacakları çok net değil. Son yapılan açıklamalar, elde ne kadar bakiye varsa mağdurlara o kadar para dağıtılacağını gösteriyor.

3) Fon krizinin boyutlarını çözmek:

İşleme kapatılan 7 büyük fon var. Bir de tasfiye edilen 131 fon.

Yüz binlerce mağdur varken bu fonlara zamanında para yatırıp zamanında çıkarak paralarını binlerce kata çıkaranlar var. Fatma Betül Sayan Kaya (FBS Kaya) gibi isimlerin “insider trading” (içeriden bilgi sızdırma) yapanlarla birlikte hareket ettikleri de su götürmez bir gerçek.

4) Fon krizinin iktidarla bağlantısının teşhir edilmesinin önüne geçmek:

İktidarın en başarılı olduğu alan bu...

Milyarları götüren isimler ellerini kollarını sallayarak gezerken, fonlar sayesinde 2 milyarlık servet yapan FBS Kaya “bilgisine başvurulacak kişi” olarak lanse edilirken iktidar; Uğur Gürses, Veysel Ulusoy, Prof. Bilge Yılmaz, İnan Mutlu gibi saygın ekonomistlerin ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu 194 kişinin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirdi.

***

İktidar bir yandan da kendisiyle iltisaklı fon vurguncularını korumaya devam ediyor.

2008’de İBB’nin “maaşlı elemanı” olan, yurt dışı eğitimi İBB bursuyla finanse edilen bir insanın 18 yılda 2,2 milyar nakit parası olan birine nasıl dönüştüğünü sormaya hakkımız vardır herhalde.

FBS Kaya’ya sormak istediğim sorular var:

“- Hep maaşlı çalışmış biri olarak hisseleri aldığınız 163 milyon lirayı nasıl biriktirdiniz?

- Özata Denizcilik hissesi almanızı kim önerdi?

- Siz hisse aldıktan sonra TERA’nın bu şirkete yatırım yapması, Özata’nın hisselerinin adeta uçması tesadüf mü?

- Birçok yatırımcı SPK’nın kararıyla mağdur olurken sizin hisselerinizi tam zamanında satıp paranızı alıp çıkmanız Allah’ın bir hikmeti mi?” Bu kadar soru işareti varken FBS Kaya’ya dokunulmaması, AK Partililerin yargı nezdinde “dokunulmaz” olduğu izlenimi yaratmıyor mu?

(Bu yazıyı yazıp bitirene kadar FBS Kaya’ya yönelik herhangi bir yasal işlem yapılmamıştı.)

***

FBS Kaya’nın hisselerini alarak zengin olduğu Özata Denizcilik’in yöneticisi İskender Balcı’ya bakalım: Yakalanışı hakkında hiçbir paylaşım yapılmadı. İBB zanlıları ip gibi tek sıraya dizilip görüntüleri alınırken fon krizinde gözaltına alınan 70 kişinin hiçbir görüntüsünü görmedik!

Bu arada Balcı’nın Özata Denizcilik şirketindeki patronu Özdemir Atasever’in AK Partili olduğunu, kayınpederi Osman Çelik’in Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı olduğunu, babası Mustafa Balcı’nın geçmiş dönem BDDK üyesi ve şu anda Yatırım Bankaları Birliği yöneticisi olduğunu da anımsatmakta yarar var.

***

Gelelim SPK’ya...

Kanuna göre kararları sorgulanmaz olan SPK yöneticileri, verdikleri kararlarla ya da eksik denetimleriyle ya da dışarıya bilgi sızdırılmasıyla bu işin tam göbeğindeler. Ancak düne kadar haklarında tek bir işlem, görevden alma yoktu. Kendileri de “beceremedik” deyip istifa etmiyorlar.

Konuştuğum AK Partililerin çoğu, SPK yönetimine neden dokunulmadığı yönündeki sorularımı yanıtsız bıraktı. 9 Mayıs 2026 günü göreve başlayan SPK Başkanı Mahmut Sütçü’ye ulaşmaya çalıştım ama tahmin edeceğiniz gibi “çok meşgul” çıktı.

Ulaşabilsem, Hayat Emeklilik ve Türkiye Sigorta AŞ isimli Varlık Fonu şirketleriyle İÇTAŞ ve Pasifik Gayrimenkul’ün de aralarında bulunduğu şirketler hakkında verilen ve sonra kaldırılan dondurma kararını soracaktım.

“Ankara kaynıyor” desem yeridir. İşin içinde olan herkesin gözü kulağı bugünlerde Cumhurbaşkanı’nın iki dudağından çıkacak talimatlarda.