Cumhuriyetin en önemli erdemlerinden biri hep ileri gitmektir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik olarak tükenmiş, yoksul, okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4 olan bir ulusu ayağa kaldırmak, bir sistem kurmak, insanlarını okur yazar hale getirmek, meslek öğretmek, üretmeyi öğrenmek, toplumu aşırı yoksulluktan asgari bir zenginlikte yaşayabilir hale getirmek Cumhuriyet’in ilk hedefleriydi.

Yüzde yüz başarılı olmasını zaten kimse beklemiyordu.

Ancak büyük mesafe katedildi. İzmir İktisat Kongresi kararlarıyla iskeleti oluşturulan ekonomi politikaları sayesinde fabrikalar kuruldu, ülke demir ağlarla örüldü, en önemlisi de eğitim kurumları oluşturuldu.

Neticede eğitimli, üreten bireyler kendilerinden önceki nesilden daha iyi bir hayat yaşamaya başladı.

***

Ben bunu kendi ailem üzerinden de tarif ediyorum.

Ali Rıza Dedem, Sovyetler Birliği’nden kaçıp geldiğinde Latin alfabesini dahi bilmiyordu.

Dedelerinin mezarlarını başka bir ülkede bırakıp kaçarak geldikleri genç cumhuriyetin sunduğu imkanlarla sıfırdan bir hayat kurdular.

İlk gençliklerinde gittikleri asker ocağında okuma yazma öğrendiler.

Bir kasaba kurdular. Çiftçilik yaptılar. Ürettiler, ticareti öğrendiler.

Ancak hayatlarındaki en büyük kırılma, yaşadıkları küçük Anadolu kasabasına bir eğitim kurumunun açılmasıyla başladı.

1939’da eğitmen kursu olarak yola çıkan eğitim kurumu, 17 Nisan 1940’ta resmen Cilavuz Köy Enstitüsü olmuştu ve önlerinde yeni bir ufuk açmıştı.

Köy Enstitüsünün ömrü çok uzun olmasa da yerine kurulan Köy Öğretmen Okulları varlığını korudu.

***

O yıllarda küçük bir Anadolu kasabasında 8 çocuğundan 7’sini öğretmen yapabilmek büyük bir fırsattı.

Haliyle çocuklarının ekonomik durumu dedemin ekonomik durumundan daha iyi oldu. Eve giren para miktarı arttı. Yaşam standartları gelişmeye başladı.

Dedem yoksul bir çiftçiydi, ahırdaki hayvandan, topraktaki üründen başka bir kaynağı yoktu. Babam düzenli geliri olan kendi ayakları üzerinde duran bir öğretmen oldu.

Biz dört kardeştik. Hepimiz okuduk iş güç sahibi olduk. Hatta devlet parasız yatılı okullarında okuduk.

Bu bizim gelirlerimizin de babamızın gelirinden fazla olmasını sağladı. Babamın hiç evi olmadı. Benim evim var. Babamın hiç arabası olmadı. Benim arabam var.

Babam ve kardeşleri babalarının annelerinin yaşam standartlarını artırmıştı.

Biz de kendi ebeveynlerimizinkini artırdık.

***

Şimdiki ailemizin ekonomik durumu ve yaşam standardı Cumhuriyet kurulduğunda ülkeye gelen dedelerimizin kurduğu ailenin yaşam standardının çok çok üstündeydi artık.

Bu da gösteriyor ki normal şartlar altında bir insanın ekonomik koşullarını, yaşam standardını değiştirmesinin en etkili yolu eğitimden geçiyor.

Size kalmış bir miras yoksa, başkalarının ya da devletin kaynaklarını ele geçirip ilerlemediyseniz, çalmadıysanız, piyango çıkmadıysa, mevcut yaşam koşullarınızı geliştirmenin eğitimden başka yolu yok gibidir.

Bu satırları okuyan binlerce insanın da “biz de öyleyiz” dediğinden zerre şüphe duymuyorum.

İşte Cumhuriyet’in en büyük başarısı budur.

***

Bütün bunları neden yazdım biliyor musunuz?

CHP lideri Özgür Özel geçen hafta İzmir’de şöyle bir cümle kurdu:

“Türkiye’de büyük yoksulluk yaşanıyor. Herkesin çocuğu kendinden uzun, güzel, yakışıklı ama maalesef kendinden fakir.”

O kadar doğru bir tespit ki!

Kendimizden örnek vermeye devam edeyim:

Benim çocuğum çok iyi okullarda okudu. Benim erişmemin imkânsız olduğu koşulları vardı. Lisans eğitiminde de yüksek lisansta da yurt dışına gitti.

Ancak ne yazık ki o bizim sahip olduğumuz standartları yakalayamadı.

Ne iş bulabilme konusunda ne ücret konusunda...

Bu satırları okuyan binlerce insanın “bizde de öyle” dediğinden şüphe duymuyorum. Zira çevremde aynı durumda olan yüzlerce aile görüyorum.

***

Muhtemelen Özgür Özel’in hikayesi de aynıdır.

Özgür Özel’in bu tespitinin arada kaynamamasını istedim.

Söylediği yüzde yüz doğrudur.

Ne yazık ki AK Parti iktidarının son döneminde iş tersine döndü. İlerlemek yerine geriliyoruz. Ülkede iktidar çevresindeki bir zümre dışında herkesin koşulları kötüleşiyor.

Artık iş aslanın ağzında, ücretler düşük, hayat pahalı ve yeni nesil bir önceki nesilden daha fakir. O nedenle gençler kaçıyor, geleceklerini başka ülkelerde arıyor. Ülke en büyük sermayesini kaybediyor.

İktidar bunun farkında değil ama millet farkında.

Özel’in bunun farkına varıp gündeme getirmesi çok önemli.