Ali Yerlikaya’nın yerine göreve gelen İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ilk söyleşilerinden birinde (10 Mart’ta Hürriyet Gazetesi’nde yayınlandı) kendi döneminde Türkiye’nin güne operasyon haberleriyle başlamayacağını iddia etmişti.

Hepimiz, yeni İçişleri Bakanımızın döneminde insanların artık soruşturmalar kapsamında ifade vermek üzere karakollara ya da savcılıklara davet edileceğini ya da polis nezaretinde alınacaklarsa da makul saatlerde alınacaklarını düşündük.

Belki bu vesileyle anneleri ya da babaları gözaltına alınan çocukların göz yaşlarına ve haykırışlarına tanıklık etmeyiz diye hayaller kurduk.

***

Peki öyle mi oldu?

Heyhat!

Daha bakan beyin sözlerinin gazetede yayınlandığı gün (10 Mart 2026) Manavgat’ta operasyon oldu ve 36 kişi gözaltına alındı.

11 Mart’ta sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne (birinci dalga),

13 Mart’ta Kuşadası Belediyesi’ne,

15 Mart’ta Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne (ikinci dalga),

26 Mart’ta spor ve eğlence dünyasından şöhretli isimlere (uyuşturucu operasyonu),

27 Mart’ta Uşak Belediyesi’ne operasyon yapıldı.

Hepsinde “şafak vakti operasyon” yöntemi kullanıldı.

Güne operasyonlarla başlamama düşüncesi ya da hayalinin boş olduğunu çiçeği burnunda İçişleri Bakanı Çiftçi de bizimle birlikte öğrendi.

Bakanın öğrendiği başka bir şey daha oldu:

“Güncel hükümet sistemimizde bir bakan karar veremez, sadece verilen kararları uygular.”

Bu arada, sayın bakan döneminde operasyonların içeriğine yeni bir boyut eklendi:

Muhalif bir siyasetçinin operasyon sırasında ortaya çıkan “gayri ahlaki” durumunu gösteren görüntüler, vakit kaybedilmeden iktidar yanlısı medyaya servis edildi.

***

Evet, tahmin ettiğiniz üzere Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın Ankara’da bir otelde, yarı çıplak bir vaziyette polis baskınıyla gözaltına alınma görüntülerinden söz ediyorum.

Yalım’ın yaptığı tasvip edilemez.

Ahmet Kaya şarkısında dendiği gibi: “Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça!”

Bu ifadeyi son Youtube yayınımda kullandığımda bazı izleyicilerim “Sadece ahmakça değil, aynı zamanda ahlaksızca” diye tepki göstermişti.

Tepkilerini anlıyorum.

Ancak Yalım’ın özel hayatıyla ilgili ahlak tartışmasından çok, olayın siyasi boyutunda ihlal ettiği etik değerleri konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Yalım ahlaki açıdan kendisine ve ailesine karşı sorumludur. Hesabını ailesine, çocuklarına, eşine vermek zorundadır.

Ancak etik açıdan, sadece CHP’ye değil, oy aldığı seçmenlere ve imkanlarını kullandığı kamuya, hatta bütün ülkeye hesap vermek ve özür dilemek zorundadır.

***

Özür dilemek demişken, CHP lideri Özgür Özel, Yalım’ın yaptığından dolayı milyonlar önünde özür diledi ve üzüntüsünü dile getirdi.

Ben 32 yıldır gazeteciyim ve böyle bir tavır hatırlamıyorum. Belki de sadece benim gazeteci olarak tanıklık ettiğim 32 yılda değil, bütün cumhuriyet tarihinde ilk defa bir siyasi parti lideri, bir parti mensubunun ahmaklığı nedeniyle milyonların önünde özür diledi.

Yalım’ın yarı çıplak görüntülerinin hızlı bir şekilde sızdırılması, iktidarın bu yöntemle rakip partiyi zor durumda bırakmaya çalışması, pek erdemli bir hareket olmadığı gibi siyasetin seviyesini belden aşağıya indirmekti.

Özel, iktidarın bu hamlesi karşısında savunmaya geçerek ya da iktidar partisinden benzer örnekler bulup dillendirerek seviyeyi belden aşağıda tutabilirdi.

Ancak özür dileyerek siyasetin seviyesini en üst noktada tutmayı seçti.

Bu da çok erdemli bir tavırdı.

Bundan sonra Özel’e düşen, benzer durumlar yaşamaması için, CHP kadrolarını uyarmaktır. İktidarın her türlü baskı aracıyla üzerlerine geldiği bu dönemde dikkat ve hassasiyet istemektir. Hatta belki Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Eline, beline, diline hâkim ol” öğüdünü altını kalın bir çizgiyle çizerek hatırlatmaktır.

***

İktidarın siyaset seviyesini bu saatten sonra yeniden yükseltmesini beklemiyorum. Tersine, gelişmeler daha da kötüleşebilir.

O nedenle kendini muhalefette konumlandıran her siyasetçinin etik değerler konusunda daha özenli ve hassas olması gerekiyor.

Sorumluluk sahibi her siyasetçi, Türkiye’nin geleceği için korkuya karşı umudu, otoriterliğe karşı demokrasiyi, hukuksuzluğa karşı hukukun üstünlüğünü, ahlaksızlığa ve yolsuzluğa karşı etiği, bölünmeye karşı birliği ve savaşa karşı barışı savunmaya, büyütmeye odaklanmalıdır.

Bu dönemden çıkışın tek yolu budur.