Hafta sonu Portakal Çiçeği Festivali için Adana’daydık.

Avukat Erdal Yıldırım’ın moderatörlüğünde Aktör/Yönetmen Mehmet Aslantuğ, Gazeteci Sedef Kabaş, CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer’le “Cumhuriyet ve Aydın Sorumluluğu” başlıklı bir panele katıldık.

Tartışma son derece ilginçti ve izleyici katılımı çok yüksekti.

Ancak ben burada panelin içeriğiyle değil, Adana’yla ve Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’la ilgili gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

***

Sohbetlerimiz sırasında genelde siyasetçiler bize “Türkiye’yi nasıl görüyorsun?” sorusunu sorar. Karalar’la sohbet ederken önce davranıp aynı soruyu ben sordum.

Aldığım yanıt benim açımdan şaşırtıcıydı.

Normalde haksız yere yedi ay Silivri’de tutulmuş biri olarak öfkeli bir tirat atmasını bekliyordum.

Ancak o ödediği bedelden çok Türkiye’nin geleceğine odaklanmıştı. Hukuksuzluklara ülke penceresinden bakıyordu. Kendi ödediği bedeli küçümsüyor, ülkeye ödetilen ve ödetilecek bedeli önemsiyordu.

Yaratılan kutuplaşmanın, amansız tartışmaların, bitmeyen operasyonların CHP’den çok ülkeye zarar verdiğini düşünüyordu.

***

“Etrafımızda olup bitene, savaşlara, risklere, tehlikelere baksana... Böyle bir ortamda ekonomik bir krizin tam ortasındayız. Millet olarak bunları aşmaya odaklanacağımıza bizi nelerle uğraşmak zorunda bırakıyorlar” tespiti benim açımdan önemliydi.

Belediyelerin başına gelenleri, kendi pencerelerinden çok millet açısından değerlendiriyordu. Bu kapsamda şunları söyledi:

“Bu yapılanlarla uğraşmak yerine enerjimizi temel görevimize, millete hizmet etmeye harcamalıyız. Bizi etkisiz hale getirmeye çalışırken milleti hizmetten yoksun bırakma sonucunu yarattıklarının farkına varmalılar.”

Yaşadıklarına rağmen fevri değil sağduyulu hareket etmesi, halkta gördüğü teveccühün, Adana’yla özdeşleşmesinin en büyük kaynağı olsa gerek.

Sokakta dolaşırken, festival alanında insanlarla sohbet ederken gördüğü samimi ilgi gerçekten çok büyüktü.

***

Karşılaştığım bazı AK Partililerin de “Bizimkiler Karalar’a haksızlık ediyor. Bu haksızlık Adana’da AK Parti’yi zayıflatıyor” görüşünde birleştiğini fark ettim.

Karalar’ın sahip olduğu sağduyuyu kendisine vekalet eden Güngör Geçer’de de gördüm. Zeydan Karalar’ın performansına yetişmelerinin zor olduğunun altını çizse de gün içindeki iş trafiğinin ve koşuşturmasının oldukça yoğun olduğunu bizzat yerinde gördüm. Hepsinde gördüğüm ortak kaygı, Ankara’nın yaptığı baskı ve engellemeler nedeniyle hizmetlerin aksamasıydı.

Karalar’ın ve Geçer’in sağduyusuna keşke Adanalı iktidar siyasetçileri de sahip olsa. Siyasi hırslarından ve rekabetten vazgeçip, Karalar’ın göreve dönmesini ve Adanalılara hizmete kaldığı yerden devam etmesini istemeleri Karalar’dan çok Adana halkının faydasına olacak.

Bunu Karalar’a büyük oy ve destek veren Adana halkına da borçlular.

Adana ruhu yaşamalı

Sürekli okuyucularım bilir: Ben Kars’ta büyüdüm.

Çocukluğumuzda yaşadığımız kasaba bizim için bütün dünyaydı. Kuyunun dibindeki kurbağa nasıl gökyüzünün tamamını kuyunun ağzı kadar sanıyorsa biz de bütün dünyayı yaşadığımız kasaba kadar sanıyorduk.

Ben o sınırları ilk defa bir kitapla yıktım ve karşılaştığım ilk başka şehir Adana oldu.

Yaşar Kemal’in “Höyükteki nar ağacı” kitabını ortaokul 2. sınıfta okudum. İş arayan roman karakteri köylülerle birlikte höyüğü ve nar ağacını ararken Kars dışında bir coğrafyanın detaylarına ilk defa vakıf oldum.

Sonra Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde” isimli eserinde Sivas’tan giden işçilerin yaşam mücadele verdiği Çukurova girdi belleğime.

Sonra Yaşar Kemal’in İnce Memed’iyle Torosları, Seyhan’ı, Ceyhan’ı öğrendim.

Gazeteci olarak Adana’ya ilk gittiğimde Demirciler Çarşısı’nı sormam da Yaşar Kemal’in eserine olan ilgimden kaynaklanıyordu.

Adana’nın Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki önemini de Atatürk’ün Adana’ya verdiği önemden yola çıkarak hepimiz çok iyi biliyoruz.

Ayrıca askeri üssün bulunduğu İncirlik, petrol limanının yer aldığı Yumurtalık gibi unsurlarıyla da Adana jeostratejik önemi büyük bir kent.

Büyük yazarlarıyla, aktörleriyle, yönetmenleriyle, gastronomisiyle, hala ayakta kalmaya çalışan sanayisiyle, tarımıyla, gelenekleriyle, önemli siyasetçileriyle, siyasi, sosyolojik ve kültürel açıdan önemli bir kimliğe sahip bir kenttir Adana. (Büyük yazarların anlata anlata bitiremediği) bir kimliği ve ruhu var Adana’nın.

O ruhun ve kimliğin yaşaması için herkesin el birliği yapması lazım.

Karalar’a yapılanlar da Adanalılara reva görülenler de o ruha yakışmıyor.

Benden söylemesi!