TBMM’ye sunulan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi büyük ihtimalle kabul edilecek...

Eğer süreç gerçekten silâhların susması, terörün sona ermesi ve Türkiye’nin 45 yıldır taşıdığı ağır yükten kurtulmasıyla sonuçlanırsa, bunun tarihî değerini küçümsemek ahmaklık… Böyle bir süreçte siyasi risk alan AKP ve MHP’yi takdir etmemek haksızlık olur…

***

Yaklaşık yarım asırlık bir çatışmayı sona erdirmeyi hangi siyasi iktidar başarırsa başarsın, bu; Türkiye’nin en büyük kazanımlarından biri olacaktır…

Ancak benim gibi hayatı ve siyaseti bizzat yaşayarak öğrenenler bilirler ki; adaletle gelmeyen barış, sadece çıkar gruplarının uzlaşmasıdır ve pamuk ipliğiyle tutturulmuştur…

Daha fazla insan ölmesin

On binlerce insanın ölümüne, yüz binlerce ailenin acısına ve Türkiye’nin tahminen trilyon doları bulan ekonomik kaybına yol açan bir çatışmanın ardından, örgüt mensuplarının topluma dönüşünü sağlayacak düzenlemeler yapılabilir… Devletler bazen “daha fazla insan ölmesin” diye geçmişin ağır suçlarıyla bile yüzleşerek zor kararlar alırlar…

***

Dünyada, kalıcı barış için ulusal kin, nefret ve intikam duygularından vazgeçen ülke örnekleri var ve…

Ben Türkiye’nin de o ülkelerden biri olmasına kategorik olarak karşı çıkmıyorum... İyi ama…

O zaman vatandaşın da: “elinde silâh bulunanı topluma kazandırmak için hukuk esnetilebiliyorsa, eline hayatı boyunca silâh almamış insanlara neden aynı merhamet gösterilmiyor?” diye sormaya hakkı yok mu?..

***

Tek bir insanın burnunu kanatmamış, kamu malına tek kuruş zarar vermemiş…

Sadece, siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen düşünceleri yazdığı ya da söyledikleri için cezaevinde bulunan: Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Osman Kavala ve pek çok Gezi Parkı protestocusuyla, KHK mağduru ve belediye seçilmişleri hapiste yatmaya devam mı edecek?..

O insanlar hapiste yatarken, teröre bulaşmış insanlar tahliye mi olacak?..

İşte meselenin düğümlendiği yer burasıdır…

Bir devlet, dağdan inene “toplumsal bütünleşme” adına yeni bir hayat vaat ederken, kaleminden başka silahı olmayan insanı hapiste tutuyorsa…

Toplumun vicdanında açıklanması güç bir çelişki doğmaz mı?..

Unutulmasın ki, barış ile adalet birbirinin alternatifi değildir…

Tam tersine, kalıcı barış ancak adalet üzerinde yükselebilir…

Türkiye’nin ihtiyacı seçici bir merhamet değil, kapsayıcı bir hukuk anlayışıdır…

***

Eğer gerçekten yeni bir sayfa açılacaksa bu sayfa yalnızca Kürt meselesini değil, son yıllarda devletle vatandaş arasındaki güveni aşındıran bütün hukuki yaraları kapsamalıdır…

Toplumsal huzur ve barış, tek kişinin nefret ve intikam duygularına heba edilemez…

Sözümün özü canlarım…

Şiddet içermeyen düşünce ve ifadeleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalanların dosyaları, evrensel hukuk ölçüleriyle gözden geçirilmeli…

Suçun şahsiliği yeniden, “devletin tartışmasız ilkesi” haline getirilmelidir...

Çünkü toplumsal bütünleşme sadece silahlı örgütün mensuplarını topluma kazandırmak değil…

Devletine küsmüş vatandaşı da yeniden devletine inandırmaktır…

Terörsüz Türkiye büyük bir tarihî başarı olabilir… Ama daha büyüğü… Yani, terörsüz, korkusuz ve adaletinden kimsenin kuşku duymadığı bir Türkiye de mümkündür…

Barışı getireceksek yarım getirmeyelim….

Silahlar tabii ki sussun ama… Bırakın vicdanlar konuşsun...

Zira bir ülkeyi gerçekten bütünleştiren şey aynı fikirde olmak değil…

Aynı hukukun herkese eşit uygulanacağına inanabilmektir…