Türkiye’nin kentleşme hikâyesi büyük ölçüde yanlışların yasallaştırılması hikâyesidir...
1950’lerden itibaren köylerden kentlere başlayan büyük göç dalgası yönetilemedi...
İnsanlar İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e geldiler; Hazine arazilerine ya da başkalarının topraklarına bir gecede evlerini kondurdular… Devlet, “buraya yapı yapılamaz” demek yerine elektrik götürdü, su götürdü, yol yaptı, otobüs seferi koydu…
Ardından imar afları geldi…
Yani Devlet vatandaşa yıllarca şu mesajı verdi: “önce kaçak yap, nasıl olsa bir gün affederim...”
***
AKP iktidarları deprem gerçeğinin de baskısıyla kentsel dönüşümü devlet politikası haline getirdi… Ancak…
Bu konunun uygulayıcısı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum halen…
Ana muhalefet partisi sözcüleri tarafından çok ağır eleştirilerin hedefi…
Oysa gelişmiş demokrasilerde muhalefet etmek sadece eleştirmek değil…
Şeffaf ve kamu yararına olması şartıyla yapılan doğruları desteklemek demektir…
***
Tabii ki imar affı ve hatta kentsel dönüşüm adı altında rant üretildiği, mahalle kültürünün yok edildiği, dar gelirlinin yaşadığı yerden uzaklaştırıldığı örnekleri de var...
Ama bunların hiçbiri kentsel dönüşümün gereksiz olduğu anlamına gelmez… Tam tersine...
Türkiye bir deprem ülkesi ve milyonlarca insanımızın güvenli olmayan yapılarda yaşadığı gerçeği siyaset üstü bir mesele…
Bu nedenle muhalefet partileri ve muhalif belediyeler dönüşümü engellemek yerine; rantı engelleyerek dönüşümü hızlandırmalı…
İktidarın görevi de muhalif belediyeleri dışlamak değil, onlarla iş birliği yapmak olmalı…
Çünkü deprem, enkazın altında kalanın hangi partiye oy verdiğine bakmıyor…
Daha radikal bir öneri
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Kayseri, Gaziantep gibi nüfusu ve altyapısı sürekli baskı altında olan büyük kentlerin sınırsız büyümesine artık izin verilmemeli…
Anayasal yerleşme ve seyahat özgürlüğü korunarak; bir yandan yeni yerleşimi, yeni yapılaşmayı, kamu yatırımlarını ve ekonomik teşvikleri çeşitlendirirken, eş zamanlı olarak “şehre giriş vizesi” uygulanmalı…
***
Sanayi yatırımlarını ve haliyle iskânı, Anadolu’nun küçülen kentlerine yönlendirecek yeni bir plânlama rejimi kurulmalı…
Gerekirse bunun anayasal ve hukuki çerçevesi de tartışılmalı...
Çünkü mesele sadece eski binaları yıkıp yenilerini yapmak değil...
Bir taraftan İstanbul’u dönüştürürken diğer taraftan İstanbul’a her yıl yeni nüfus yığıyorsanız, sorunu çözmüyor; yeniden üretiyorsunuz…
Sözümün özü canlarım...
Türkiye’nin sadece kentsel dönüşüm ihtiyacı yok…
Nüfusun ve kalkınmanın dönüşüm modeline de ihtiyacı var…
Ve bunu bugün plânlayamazsak...
Yarın şehirlerimizi depremden önce kalabalık öldürür…