Omzunda çantası, elinde kendi yazdığı romanlar…
Yanında dört ve sekiz yaşındaki iki küçük kızı ile Ankara’nın sokaklarında dükkân dükkân dolaşan bir yazar… Adı, Mehmet Fatih Oflaz…
Girdiği dükkân sahibine şöyle diyordu: “kitaplarıma bir göz atar mısınız?..”.
Bazen elli kapı çalıyor, iki kitap satıyor, o iki kitabın geliri, o akşam çocuklarının yemeği oluyordu...
Birkaç tane daha satabilirse belki başlarını sokacakları bir otel odası faturasına yetiyordu…
***
NEFES Gazetemizde, Haşim Kılıç imzasıyla yayımlanan bu haber içimi acıttı…
17 kitabı yayımlanmış bir yazar olarak çok etkilendim…
Çünkü mesele yalnızca Oflaz’ın yoksulluğu değildi...
Mesele, bir toplumun kitaba, yazara ve düşünceye verdiği değerin yoksulluğuydu...
***
Yazar, yaşadığını kelimelere dönüştüren insandır canlarım...
Oflaz, yazdıklarına kaynak olarak, “cebime ne konulduysa onu çıkarıyorum” gösteriyordu…
Ne kadar güzel ne kadar sahici bir tarif…
Ama biz artık insanların yüzlerce sayfalık hayat tecrübelerini okumak yerine, birkaç saniyelik görüntüler arasında parmak kaydırıyoruz…
Düşünmek zahmetli… Okumak sabır istiyor... Oysa eğlence hızlı, tüketmek kolay…
Sadece okuru suçlamak haksızlık olur...
Bir başka sorumluluk, bu ülkenin büyük sermaye sahiplerinde…
Elbette hiç kimse her yazara ev almak, her kitabı bastırmak zorunda değil…
Zaten mesele sadaka da değil...
Mesele, sermayenin topluma karşı kültürel sorumluluğu…
****
Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yıllık reklâm bütçelerinin küçücük bir bölümüyle…
Yüzlerce genç ya da imkânsızlık içindeki yazarın kitabı basılabilir...
Belediyeler, vakıflar, şirketler bağımsız edebiyat fonları oluşturabilir…
Kütüphanelere binlerce kitap kazandırabilir…
Çünkü bir ülkenin zenginliği sadece fabrikalarının, bankalarının, gökdelenlerinin büyüklüğüyle ölçülmez…
Kaç yazarına sahip çıktığıyla da ölçülür…
17 kitabı yayımlanmış bir yazar olarak...
Demek istemem o ki canlarım…
Bu nedenle Oflaz’ın omzundaki o çantayı görünce yalnızca kitap görmedim…
Yanında yürüyen iki küçük kız çocuğuyla, içinde bir insanın hayallerini gördüm…
Çocuklar, babalarının sattığı her kitabın belki o akşam yiyecekleri sıcak yemek olduğunu henüz bilmiyor olabilirler… Keşke birileri o çantadaki kitaplardan sadece birini satın almakla kalmasa…
O çantanın taşıdığı umudu da fark etse…
Çünkü yazarını sokakta yalnız bırakan bir toplum, aslında:
Kendi hikâyesini sahipsiz bırakıyor...