Yeni Avrupa gümbür gümbür geliyor. ABD sağının gelecek vadeden figürleri Avrupa ile ABD’nin ortak kültür geçmişine işaret ediyor ve Avrupa’yı çok kültürlü bir kıta değil, Judeo Hristiyan değerleri taşıyan bir kutup olarak işbirliğine çağırıyor. ABD şimdiki Avrupa’yı değil, iyisiyle kötüsüyle geçen yüzyılın Avrupa’sını istiyor. Daha sert, tavizsiz ama üreten, büyüyen… O Avrupa geliyor.

***

Geride bıraktığımız hafta iki önemli şey oldu. Olanlar siyasi figürü ön plana çıkardı. Fransa’da öğrenci eylemleri kontrolden çıktı, tarihi binalar yakıldı, mağazalar yağmalandı. The Economist dergisine Alman AFD lideri Alice Weidel uzun bir video röportaj verdi.

Weidel, “Ukrayna savaşı zaten kaybetti. Ukrayna fazla küçük ve verdiğimiz destek nedeniyle Almanya da Rusya’nın hedefi haline geliyor. İktidara gelirsek Ukrayna’ya desteği keseceğiz” diyor.

Weidel bu röportajı verirken, Ukrayna lideri Zelensky’ye kızan Amerikan yönetiminin Rus saldırılarına karşı Ukrayna’yı koruyan istihbarat paylaşımını durdurduğu, aksattığı haberlerini alıyorduk. Doğmakta olan yeni statükonun ilk kurbanı Ukrayna olacak gibi görünüyor.

Weidel, anti AB olmadıklarını ama AB’yi değiştirmek istediklerini söylüyor. “Avrupa kurumları artık borçlu ülkeleri finanse etmesin” diyor. Yunanistanları, Macaristanları kastediyor.

***

Fransa’da olayların kontrolden çıkmasının ardından sağcı lider Le Pen’in ne diyeceği merak ediliyordu. Malum sokak olaylarına katılanlar ağırlıklı olarak gençler ve göçmen kökenliler.

Le Pen tam bir kurt politikacı gibi davrandı. Konuşmasında solcu lider Melenchon’u hiç hedef almadı. “Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa Melenchon’u kolayca yenebileceğini biliyor. O yüzden onu yıpratmak değil, kendisine rakip yapmak istiyor” diyorlar.

Hem Almanya hem de Fransa’da insanlar temel gündelik rutinlerini dahi kaybetmeye başladı. Alım gücü düştü, işsizlik yüksek. Kamu hizmetlerinde kalite düşüyor. Sosyal devlet pratikleri zayıflıyor.

Geleneksel sağ ve sol arasındaki o bilindik rekabet zemini kayboluyor.

***

Deniz Karakullukçu bu yeni siyaseti şöyle tanımlamış:

“Aşırı sağ ve aşırı sol diye yaftalanan partilerin ekseriyeti aslında sıfatsız, ön eksiz, dümdüz sağ ve sol partiler.

Batı siyasetinde ‘aşırı’ kelimesi muhalif aktörleri gayrimeşrulaştıran ve siyasi rekabetin sınırlarını ‘merkez’ partilerin işine gelecek şekilde tayin eden bir etiket olarak kullanılıyor.

Bugün bu şekilde yaftalanan birçok siyasi hareket, aslında sağın ve solun tarihsel olarak temel ve ayırt edici taleplerini yeniden siyasetin gündemine taşıyor.

Bu taleplerin radikal görünmesinin bir nedeni, taleplerin kendisinden ziyade, son kırk yılda yerleşik merkez sağ ve merkez sol partilerin birbirlerine yaklaşması.

Refahın arttığı dönemlerde geniş seçmen kitleleri bu yakınsamayı kabul edebilirken, ekonomik güvencelerin zayıflaması ve toplumsal fay hatlarının belirginleşmesiyle siyasetin ideolojik ayrımları yeniden görünür hale geliyor.”

***

Devlet Bahçeli 28 Mayıs 2023’te şöyle bir ifade kullanmıştı:

“Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir. Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez.”

Türkiye’de siyaset hiçbir zaman stabil olmadı. Sağ da sol da sürekli dönüşüm, devinim halinde. Avrupa’nın aksine sakin ve huzurlu birkaç on yılımız olmadığı için yeni çalkantıları bekliyoruz. Avrupa’da dönüşen siyasetin Türkiye’ye de yansımaları olacaktır. İlk olarak AB üyeliğini zikretmek gitgide anlamsızlaşacak, muhalefet açısından AB’ye üyelik bayrağını taşımak gerçekçilikten uzaklaşmak anlamına gelecektir. İzleyip göreceğiz.