Fonzi krizinin başından bu yana, bu kriz muhalif kamuoyuna nasıl patlayacak acaba diye merak ediyordum. Emareler gelmeye başladı.
Öncelikle, bu krizi yazan çok deşen gazeteci arkadaşlar en hafifinden gözaltına alındı. Ev hapsi cezasına çarptırılanlar oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuya değindiği sırada kullandığı kelimeler ve dilden çok rahatsız ve kızgın olduğunu anlıyorum. Maalesef Cumhurbaşkanı ne zaman kızsa sorumlular bir şekilde etrafından dolaşıyor, konuyla alakası olmayan gazeteciler yorumcular arada tost oluyor.
***
Erdoğan bu krizin parti içi kliklerin birbirini yıpratma aracına dönüşmesini, birbirinden hazzetmeyenlerin intikam alma aracına dönüşmesini istemiyor. Zaten kırılgan olan ekonominin tökezlemesini de istemiyor.
Erdoğan tam olarak şu ifadeleri kullandı: “Toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6’sında ortaya çıkan bir sorundan yola çıkarak tüm sermaye piyasası araçlarını terörize etmek; bakın açık konuşuyorum, Türkiye ekonomisinin altını oymak olur, ülkemizin kalkınma yürüyüşüne sabotaj düzenlemek olur. Buna ister siyasetçi ister gazeteci hüviyeti olsun, kimsenin hakkı yoktur. Biz de zaten böyle bir fırsatçılığa izin vermeyiz.”
Cumhurbaşkanı sorunu çerçevelemekte, büyütmemekte haklı. Malı götüren götürmüş, devlet geri alabildiğini geri alır. Ama yine kabak bu konuda yazanın çizenin başına patlar. Maalesef ülkede sorunlar şeffaflıkla değil, sessizlikle çözülmeye çalışılıyor.
***
Olayın bir başka veçhesi,
İsmail Saymaz daha önceden tanışıklığı olan Cübbeli Ahmet’in damadı ile karşılaşmış. Damat bey bu fon vurgununda kurbanlardan biri olduğunu söylemiş. Üç ayda yüzde 50’nin üzerinde kazanmış ama nasıl olduysa yine de mağdur olmuş. Bazılarımız kazansa da mağdur, hep mağdur, doğuştan mağdur ve mağdur olduğu için de otomatikman haklı oluyor biliyorsunuz.
Damat fonlardan edindiği gelirle ilgili şöyle demiş:
“Dini anlamda çok uygundur diye iddia etmiyorum. Yanlışsa yanlışımız var eyvallah. Ama hepimiz bunları yapıyoruz. Herkesin girdiği fonlar da bu kazancı verdi. Nefsimize yenildik diyebiliriz. Tabii böyle olsun istemezdik.”
***
Hep mağdur olan bu arkadaşlar senelerdir, genç yaşlı, kadın, delikanlı milyonlarca insana malumunuz nefes aldırmıyor. Yahu etekleri kısa, şarkıları bilmem ne diye Manifest grubunu ülkeden kaçırttılar. Grubun menajeri hâlâ müstehcenlikten cezaevinde.
Dizileri denetliyorlar “göz açtırmıyorlar”, konser yaptırmıyorlar. Yahu animasyonlu ışık oyunlu konseri yasaklattılar ‘şeytan işi’ diye; ötesi var mı? Gazeteci ispiyonluyorlar, okullarda öğretmenleri baskı altına alıyorlar. Daha sayarım, hatta siz de sayın içinizden. Bunların hepsini de inanç ve kutsallar bahanesiyle yapıyorlar.
Maşallah sıra kendilerine gelince, “Dinen de uygun değil ama şeytana uyduk, milyon milyon kazandık, kusura bakmayın” deyip geçip gidiyorlar. Yahu yolsuzluk iddiasıyla dışarda belediye başkanı, belediye memuru kalmadı. Mağdur arkadaşlar ise “Şeytana uyduk” diyerek kestirip atabiliyor. Ne güzel dünya valla.
***
En az bu fonzi kadar insanları kıran, yoran başka bir şey daha varsa, o da bir kesimin ayrıcalığa sahip olduğu, sonsuz toleransla kucaklandığı hissi. Küçük bir kesim Ali kıran baş kesen, ne istese yapıyor, geri kalanlar kum torbası gibi habire dayak yiyor. Bunun neresi hakkaniyetli?