Cuma gecesini, eskiden televizyonların televizyon olduğu zamanlarda prime Time 1 diye bilinen, en kıymetli, en pahalıya reklam satılan zaman diliminde CHP’nin mutlak butlan kararı ile geri dönen Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu Sözcü TV’de izleyerek geçirdik.

Kılıçdaroğlu açısından zor bir geceydi. Senem, Aslı ve Barış gümbür gümbür sorularını sordular. Zaten aksinden şüphem yoktu. Nedense iktidara yakın pek çok yorumcu, gazeteci arkadaşların üslubundan şikayet etti. Efendim sorgular gibilermiş. Yasak, sansür ve hiç başımızdan eksik olmayan hapis tehdidi röportaj yapmayı hepimize unutturdu. Herkes yandaşını karşısına alıp yıkama yağlamaya alıştı. Normal soru sorulunca şaşkınlık yaratıyor, saygısızlık olarak nitelendiriliyor. Ben programda saygısızlık falan görmedim. Herkesin merak ettiği sorular soruldu. Kılıçdaroğlu pek çok soruya tatmin edici cevaplar veremedi. İki saatlik programda söyledikleri kendi içinde sık sık çelişti. “İddianameleri okumadım” dedi ama “Ortada iddialar var” diye sıraladı. “Yargı bağımsız değil” dedi ama “Aklanıp gelsinler, arınma” diye defalarca tekrarladı. Fakat cuma gecesi Kılıçdaroğlu için muhtemelen bunların hiçbiri sorun değildi.

***

Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV ekranlarına çıkarak ve deyim yerindeyse kurşun üstüne kurşun yiyerek amacına/amaçlarına ulaştığını düşünüyorum.

Öncelikle sonuçta muhalefetin kalesi TV’lerden birine çıktı ve iki saat boyunca ekrandaydı, sesini yüzünü hatırlattı. Kaleye şimdilik ufak da olsa bayrağını dikti. Muhtemelen bu röportajların devamı gelir.

Muhalefet seçmeni program boyunca sinirden saçını başını yoldu. “Kalp krizi geçireceğim galiba artık dayanamıyorum” diyerek TV’yi kapatan arkadaşlarım oldu. Ama Kılıçdaroğlu cephesi için şu aşamada önemli değil. Kılıçdaroğlu bir mesajı ısrarla verdi: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem.

“Cumhurbaşkanı adayınız Ekrem İmamoğlu mu?” diye sordular. “Bu sistemde seçime gideceğimizi nereden biliyoruz?” diye yanıt verdi. “Yeni Anayasaya ihtiyaç var” diye bir sinyal çaktı, peşine yine güçlendirilmiş parlamenter sistemi ekledi.

***

Bu mesajlardan Kılıçdaroğlu’nun pazarlık masasını açtığını anlıyorum. Kemal Kılıçdaroğlu bu kadar küfür ve beddua yiyeceğini bilerek bu görevi kabul etti. Ancak “Bu görevi madem sırtlandım benim de şartlarım var” diyor. Ya kendince Erdoğan sonrasının yolunu döşeyen aktörlerden biri olmak istiyor ya da iktidarı sıkıştığı bu otoriterlik bataklığından çıkarmak için bir yol öneriyor.

Daha muhtemel olanı ise Kılıçdaroğlu bu görevi kabul etmeden önce bu pazarlığın yapılmış olması. İmamoğlu operasyonu ile muhalefet tuzla buz oldu. Erdoğan’ın başat rakibi olacak siyasi aktör oyundan alındı. Ancak bu durum bir tür bürokratik oligarşiye yol açtı. Seçilmişlerin sıfırlandığı, atanmışların karar verip uyguladığı bir sistem iktidara oturdu. Türkiye gibi bir ülkede bu durumun sürdürülebilirliği çok şüpheli.

***

Erdoğan muhtemelen yeni anayasada 50 artı 1’in kaldırılmasını, tek turda en çok oyu alanın kazandığı bir sistem ve görev süresinin devamını isteyecek. DEM desteği ile yeni anayasayı yapmak çok ciddi riskler barındırıyor. DEM tarafı Öcalan’a statü dahil, Erdoğan’ın dahi topluma kabul ettiremeyeceği hususlarda diretiyor. Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı bu açmazdan çıkarabilir, karşılığında da becerebilirse sistemi daha yaşanabilir hale getirmenin yolunu açabilir. Ama tekrar ediyorum, becerebilirse…