Cumhurbaşkanı danışmanı ve Cumhurbaşkanlığı sisteminin mimarlarından Mehmet Uçum, Türkiye’nin bir dönem daha Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu söylemiş. Uçum, “Erken seçim falan olmaz, seçim 2028’de yapılır. Ancak Erdoğan’a son bir dönem daha ihtiyaç var. Parlamento karar alsın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kabul edildiği referandumun günü olan 16 Nisan’da yani referandumun on birinci yıl dönümünde genel seçimler yapılsın” diyor.

***

Eğer bir mucize olmazsa Erdoğan seçime rakipsiz girecek. CHP bir yargı hamlesiyle (ki isteyen bunu darbesi diye okusun) ekarte edildi. Özgür Özel yeni parti mi kuracak, içeride mi mücadele edecek belirsiz. Ancak kendi kaderi Özgür Özel’in elinde mi o da belli değil. HSK’nın yaz kararnamesiyle Akın Gürlek’in İstanbul’daki çekirdek ekibini ataması, siyasete daha kapsamlı bir operasyonun habercisi olarak okunuyor. Artık bu noktadayız.

***

Bir de yürüyen Terörsüz Türkiye süreci var. Sürecin tohumlarının atılmasıyla CHP’ye yönelik operasyonun zamanlamalarının paralel olmasına da dikkat edelim. 2023 sürecindeki gibi birlikte hareket eden bir muhalefet mümkün görünmüyor.

***

Tüm bu içinde bulunduğumuz kabus, devlet aklı ile izah ediliyor. “Dünya değişiyor, devlet bu nedenle topluma nizam veriyor. Memleketin varoluşu buna bağlı” diye bir hikaye anlatılıyor. Türk toplumu bu tür hikayeleri sever ve satın alır. Hikayeyi satanlar da bunu adları gibi biliyor.

***

Aslında bu devlet aklı falan diye ambalajlanıp satılan şey bir tür bürokrat oligarşisi. Siyaset tamamen etkisiz hale getirilince açtığı boşluğu bürokrasi dolduruyor. Vekiller sadece Erdoğan’a seçim kazandırmak için çalışan irtibat ofisi çalışanları gibi. Asıl işleri sarayda atanmışlar yürütüyor.

***

Öyleyse Erdoğan’ın da zaman zaman gündeme getirdiği yeni anayasadan da beklenti bu çerçevede olmalı. Devlet aklı diye ambalajlanan bürokratik oligarşinin sistemin kendisi haline geleceği ve bu oligarşinin Erdoğan sonrası lideri belirleyeceği bir sistem gümbür gümbür geliyor. Bu sistem yeni anayasa ile de başımıza çivilenecek.

***

Literatürden gitmek gerekirse David Landau’nun “kötüye kullanılan anayasacılık” kavramıyla karşılaşıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’de gördüğümüz demokrasinin bizzat kendi araçlarının ona karşı nasıl kullanıldığıydı. Bu yöntemde rejim, kuralları çiğnemez; bunun yerine kuralları değiştirerek demokratik görünümünü korur. Zaman zaman çeşitli anayasal değişiklikler yapılır. Rejim bir hibrit rejimdir. Demokrasinin görüntüsü vardır ama uygulanması opsiyoneldir.