Uyum haftasındayız.
Asıl maraton pazartesi başlıyor.
Hepimiz biliyoruz ki ders zili yalnızca öğrenciler ve öğretmenler için değil, veliler için de çalıyor.
Kaygılar ortada.
Gerçekler de…
Peki maratona hazır mıyız?
Tempomuz düştü malum; hızla uyum sağlamak için neler yapmalıyız?
Akran zorbalığı, kaygı, stres ve çok daha fazlasını nasıl yönetmek gerekiyor?
Yapılması ve yapılmaması gerekenleri Türk Eğitim Derneği Genel Müdürü Prof. Dr. Fatma Bıkmaz ve Klinik Psikolog Buse Başakgil ile konuştum.
Hayat şartları ortada; çocukları maddi olarak okula hazırlamak zor.
Tek tek yazmayacağım; masraflar can yakıcı.
Daha da önemlisi manevi olarak da hazırlamak şart.
Malum, yaz tatili; limitsiz ekran süresi, geç uyanılan sabahlar, özgürlük demekti.
Şimdi ise konfor alanından çıkıp sınavların, ödevlerin ve disiplinin dünyasına adım atma vakti.
Hem bedeni hem de ruhu hazırlamak için neler yapılması gerektiğini Klinik Psikolog Buse Başakgilanlattı.
Okul Tehdit Ve Cezalandırma Aracı Olmamalı
“Çocuklar inatçı”, “şımarık” veya “söz dinlemiyor” şeklinde değerlendirilebiliyor. Ancak yoğun kaygı zorlayıcı olabiliyor. Bu nedenle çocuğu tehdit etmek veya cezalandırmak sorunu çözmeyebiliyor. Bu noktada yaklaşımın “şefkatli ama kararlı” olması önemli.”
Fark ettiyseniz ince bir çizgi var.
“Şefkatli ama kararlı” olmak.
Klinik Psikolog Buse Başakgil:
“Ebeveyn, çocuğa “Okula gitmek seni şu anda gerçekten kaygılandırıyor olabilir. Bunun zor olduğunu anlıyorum. Ama birlikte bunun üstesinden gelebileceğimize inanıyorum” mesajını vermeli.”
Anlayışla kurulacak bağ, atılması gereken en önemli adım.
Duyguları küçümsememek ve özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için; vedalaşmayı uzatmamak da altın tavsiyeler arasında.
Önemli bir nokta ise, uyku.
Uyku Yoksa Odaklanma da Yok
Çünkü, uykusuzluk odaklanma becerisini neredeyse üçte bir oranında baltalıyor.
Tatil boyunca gece yarısından sonra uyumaya alışmış bir bünye için okulun ilk sabahları tam anlamıyla şok dalgası demek.
Buse Başakgil:
“Sabah rutinini düzenleyin: Uyku, kahvaltı, hazırlanma ve evden çıkış saatlerinin öngörülebilir olması çocuğun kontrol duygusunu destekleyebilir.”
Beslenme çantalarının boş gittiği, küçücük çocukların açlıktan fenalaştığı ülkede insan yazarken çekiniyor; ama gerçek şu: doğru ve dengeli beslenme de sağlıklı bir eğitim hayatı için şart.
Ekranla çocuk arasına mesafe koymak ise olmazsa olmaz.
Okul Fobisi: İnat mı? Kaygı mı?
İşte asıl mesele bu ayrımı yapabilmek…
Çocuklar kendilerini eksik ya da zaman zaman yanlış ifade edebiliyor.
En ufak bir baskı ya da korku çığ gibi büyüyebiliyor.
Ayrıca yapılması gereken her şey yapıldı fakat çocuk bir türlü uyum sağlayamıyor, okula gitmemekte ısrar ediyorsa Klinik Psikolog Buse Başakgil’e göre durum disiplinden, dersten kaçmakya da yalnızca tatil moduna dönmek olmayabilir.
“Bir çocuk annesinden ayrılmaktan korktuğu için okula gitmek istemeyebilirken, başka bir çocuk akranları tarafından dışlandığı için okulu reddedebilir. Bir başka çocuk ise derslerde başarısız olmaktan veya sınıfta hata yapmaktan korkabilir.”
Eğitimde Çıkmaz Sokak: Akran Zorbalığı
Güven duygusu ve güvenliğin ta kendisi çıkmazımız.
Geçen yıl yaşadıklarımız hafızalarımızda.
Acımız kalbimizde.
Bakanlıklar ve kurumlar güvenlik için önlem alıyor.
Her sınıfta güvenliğin sağlanabilmesi çok önemli.
Ailelerin ise vicdanlı çocuklar yetiştirmesi, çocuğun ihtiyaçlarını anlayabilmesi, sevgi, şefkat ile yol almasının önemini biliyoruz.
Aksi halde neler yaşanacağını da…
Okul kapısındaki polis ve artan güvenlik önlemleri ile belki fiziksel şiddetin önüne geçilebilir.
Aslında öyle olması tek temennimiz.
Peki ya psikolojik şiddet?
Akran zorbalığı resmen kanayan yaramız.
Yıllardır her yaş grubundan çocuklar birbirine resmen zulmediyor.
Bu savaşı ne yazık ki kaybediyoruz.
Kazanmak zorundayız.
Peki çocuğun zorbalandığını nasıl anlarız?
Buse Başakgil:
“Uzun süreli devamsızlık, evden çıkmakta veya ebeveynden ayrılmakta genel olarak zorlanma, belirgin içe çekilme ve isteksizlik de değerlendirme gerektiren belirtiler arasında yer alıyor. Zamanla ‘Ben okula gidemiyorum’ veya ‘Ben bunu yapamam’ düşüncesi gelişebiliyor.”
Bu durumda neler yapmalıyız?
Buse Başakgil:
“Özellikle çocuğun okul günlerinde belirgin fiziksel yakınmalar yaşaması, ancak tatil günlerinde bu belirtilerin azalması dikkatle değerlendirilmeli.“
Kolay olmuyor ama bir süre sonra işler rayına giriyor.
Girmek zorunda.
Çünkü Türk eğitim sistemi başlı başına bir yarış.
Ödevler, sınavlar, takviye dersler…
Burada velilere düşen görev yine büyük.
İlk adım huzurlu ortam yaratmak ve okulla ortak hareket edip aidiyet duygusunu yaratabilmek, yönetebilmek.
Elbette okul özel ise bu mümkün.
Ama devlet okullarında ailenin tek dayanağı öğretmen.
Öğretmenlik kutsal.
Fakat her eğitimci mükemmel olur mu, o tartışılır biliyorsunuz; veli-öğretmen ilişkisini, iletişimini doğru kurmak çocuğun okul hayatını doğrudan etkiliyor.
Aidiyeti de hissettirecek olan yine öğretmen.
Türk Eğitim Derneği Genel Müdürü Prof. Dr. Fatma Bıkmaz, “empatik dil”in önemine vurgu yapıyor.
“Roller ve Sınırlar Baştan Belirlenmeli”
Prof. Dr. Fatma Bıkmaz:
“Dersin nasıl öğretileceği, sınıf yönetimi, ölçme-değerlendirme, öğretim materyalleri ve pedagojik yöntemlerokulun ve öğretmenin mesleki sorumluluk alanındadır. Velinin rolü ise bu kararları yönetmek değil, öğrencinin öğrenmesini destekleyecek ev ortamını ve koşullarını oluşturmaktır.Ancak veli desteği, öğrencinin sorumluluğunu azaltmamalıdır.”
Veli-okul yönetimi dirsek temasını asla kesmemeli…
Prof. Fatma Bıkmaz, “Düzenli bilgilendirme yapılmalı” diyor.
“Gerektiğinde bireysel görüşmelerle şeffaf ve öngörülebilir bir bilgilendirme sistemi kurulmalıdır. İletişim yalnızca sorun ortaya çıktığında değil, öğrencinin ilerlemesi, çabası ve olumlu gelişmelerihakkında da sürdürülmelidir. Ve bu iletişim çift yönlü olmalıdır.”
Başarı ve Yeterlilik Duygusu Desteklenmeli
Öğrenme sürecinde, öğrencinin motivasyonu esas alınmalı…
Prof. Fatma Bıkmaz:
“Anlamlı seçimler sunulmalı ve öğrencinin öğrenme sürecinde söz sahibi olması desteklenmelidir. Küçük yaşlarda kitap, materyal veya görev seçimine; daha büyük yaşlarda ise araştırma konusu, sunum biçimi, çalışma arkadaşı veya üreteceği ürün konusunda, belirli sınırlar içinde seçim yapmasına fırsat verilebilir. Öğrencinin bireysel gelişimi görünür hâle getirilmeli ve değerlendirmeler öğrenmeyi ilerletmek amacıyla kullanılmalıdır.”
Başta da yazdım; yolumuz uzun.
Maraton koşacağız.
Bu devirde çocuk olmak da, o çocuğun dünyasına rehberlik eden ebeveyn olmak da çok zor.
Farkındalığı yüksek ama bir o kadar da kırılgan bir nesille karşı karşıyayız.
Devir sabır devri.
Yetişkinlerin sabrı çocuklara ışık tutacak.
Yolların aydınlık ve güvenli olması dileğimiz…