İnsanlık tarihine baktığımızda çoğu zaman savaşları, katliamları, darbeleri, krizleri ve felaketleri hatırlarız... Çünkü kötülük yüksek sesle konuşur, iyilik ise çoğu zaman sessiz çalışır...

Bugün televizyon ekranlarını açıp, sosyal medyada birkaç dakika dolaştığınızda; dünyanın her geçen gün daha kötü bir yer haline geldiğini düşünmeniz işten bile değildir...

***

Karamsarlığın gölgesinde unutulan hakikat - Resim : 1

Kanadalı psikolog ve düşünür Steven Pinker ise, “Doğamızın İyilik Melekleri: Şiddet Neden Azaldı?” adlı kapsamlı eserinde tam tersini savunuyor...

Pinker’a göre insanlık kusursuz değildir; ancak, tarihsel olarak bakıldığında, şiddetin giderek azaldığı ve insanların geçmişe kıyasla daha güvenli, daha uzun ve daha huzurlu bir hayat sürdüğü açıktır...

***

Bu iddia ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir çünkü...

Yirminci yüzyıl iki dünya savaşına, toplama kamplarına ve korkunç yıkımlara sahne oldu…

Ancak; Pinker, değerlendirmeyi birkaç on yıl üzerinden değil, binlerce yıllık tarih perspektifiyle yapıyor...

Ona göre kabile savaşlarının hüküm sürdüğü dönemlerde, bir insanın şiddet sonucu ölme ihtimali, günümüz toplumlarına göre kat kat yüksekti...

Devletlerin kurulması, hukukun gelişmesi ve merkezi otoritelerin güçlenmesiyle birlikte, bireysel intikamların yerini mahkemeler aldı...

İyilik meleklerini güçlendiren unsurlar...

Pinker’ın en dikkat çekici tespitlerinden biri, medyanın algımız üzerindeki etkisi...

Günümüzde dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan bir felaket, saniyeler içinde evimize ulaşıyor...

Bu durum bize kötülüğün arttığı hissini veriyor...

Oysa geçmişte aynı olaylar yaşandığında, kimsenin haberi olmuyordu... Demek istemem o ki; haber alma kapasitemizin artması, kötülüğün değil, görünürlüğünün arttığını gösterir…

***

Kitapta insanlık için güzel şeyler yapmaya çalışan ve “İyilik Melekleri” olarak tanımlanan bazı güçlerden söz ediliyor...

Empati, öz denetim, ahlakî duyarlılık ve akıl bunların başında geliyor...

Eğitim seviyesinin yükselmesi, ticaretin gelişmesi, demokratik kurumların yaygınlaşması ve farklı toplumların birbirini daha yakından tanıması, bu iyilik meleklerini güçlendirdi...

Saflık ile umut arasındaki fark...

Bir zamanlar normal kabul edilen kölelik, işkence, çocuk emeği ve kadınların sistematik dışlanması, bugün dünyanın büyük bölümünde kabul edilemez uygulamalar olarak görülüyor...

Elbette Pinker’ın anlattığı pembe tablo bir pembe masal değil... Dünyada hâlâ savaşlar, adaletsizlikler ve zulümler var... Ancak onun asıl mesajı şu: İnsanlık bütün eksiklerine rağmen ilerleyebiliyor...

***

Canlarım, tarih sadece felaketlerin değil, aynı zamanda öğrenmenin, düzeltmenin ve gelişmenin de hikayesi... Bence kitabın en değerli tarafı da burası... Çünkü umut ile saflık arasında büyük bir fark var... Saflık, sorunları görmezden gelir… Umut ise sorunları görür ama çözüm üretme kapasitesine de inanır...

***

Pinker’ın eseri:

İnsanlığın karanlık tarafını inkar etmeden, aydınlık tarafının da var olduğunu hatırlatıyor...

Bugün dünyanın hâlâ çözülmesi gereken sayısız problemi bulunuyor…

Fakat, geçmişe bakıldığında insanlığın birçok konuda doğru yönde ilerlediğini görmek mümkün...

Sözümün özü

O nedenledir ki; geleceği inşa etmek isteyenlerin ihtiyacı olan şeyin, karamsarlık değil…

Gerçeklere dayanan, akılcı ve sorumlu bir umut olduğunu anlatıyorum…

30 yıldan fazla bir süredir yazlarımın yayımlandığı köşenin adının, “Umuda Yolculuk” olması da bu yüzden…

Çünkü, insanlık tarihini yalnızca savaşların ve yıkımların hikayesi olarak okumak, eksik bir okumadır...

Aynı tarih, iyiliğin yavaş ama kararlı yürüyüşünün de hikayesidir...