Düşünsenize… Adam yerin yüzlerce metre altında çalışıyor, ciğerine kömür tozu doluyor, evine ekmek götürmek için canını ocağa koyuyor, sonra maaşını almak için Ankara yollarına düşüyor.

Normal ülkede maaş banka hesabına yatar. Bizde önce polis barikatına çarpıyor, sonra bürokrasi koridorunda kayboluyor. En sonunda “bekleyin, ilgileniyoruz” denilen o meşhur devlet cümlesiyle arada kaynıyor.

***

Ayıp artık… İşin tadı çoktan kaçtı! Bir yanda aylardır ödenmeyen maaşlar, kıdem tazminatları, ihbar alacakları, alın teri, borç, ev kirası, çocuk okul masrafı… Eskişehir Mihalıççık’taki Doruk Maden işçilerinin hikayesi böyle bitmemeli!

Diğer yanda holding, bakanlık, toplantı, taahhüt, protokol, polis, TOMA, kimlik kontrolü… İşçinin alacağı varsa, devletin ona gösterecek barikatı olmamalı!

***

Madenciler daha önce yer altında açlık grevi yaptılar. Sonra yalın ayak Ankara’ya yürüdüler. Niye? Pahalı saatler, lüks yatlar almak için mi?

Hayır. Kendi parasını almak için… Çalıştığı günün ücretini almak için… Çocuğunun rızkını holding muhasebesinin keyfine bırakmamak için…

***

Bakanlıklar devreye girdi. Toplantılar yapıldı. Şirket söz verdi. İşçiye “Tamam, alacaklarınız yatacak” denildi. Tarih verildi. 15 Mayıs geçti gitti! Para hesaba yatmadı tabii ki…

Hatta bu söz öyle kahvehanede verilmedi. Üç bakanlığın şahitliğinde, devletin masasında verildi. Belli ki bakanların rolü iskambil destesinin sinek ikilisi… Kendilerini kimse iplemedi!

“O zaman o koltukları sadece maaş almak için mi işgal ediyorlar acaba?” diye düşünüyor ya insan… Düşünmeyin! Tabii ki onun için…

İşçi de doğal olarak inandı... Eskiden bakanlıkların bir saygınlığı vardı. Şimdi de devletin sözünü senet saymak istiyorlar garibanlar… Sonra böyle yarı yolda kalıyorlar!

***

Devlet dediğin ne yapar? Güçsüzü güçlüye ezdirmez. İşçinin alacağını tahsil eder. “Ben garantör oldum, bu para yatacak” der.

Şirket ödeme yapmıyorsa ruhsatı askıya alır, teminatı bozdurur, icra mekanizmasını çalıştırır, cezayı keser, takibini yapar. Nitekim devletin varlık nedeni budur.

Yoksa tabelaya “Türkiye Cumhuriyeti” yazıp içeriye “Holding Danışma Bürosu” açmanın anlamı yoktur.

***

İşçiye “sabret” deniyor. Peki holding alacaklarına karşı sabrediyor mu? Elektrik faturası ertelenince dağıtım şirketi sabrediyor mu? Vergi günü gelince Maliye “canınız sağ olsun, aybaşında bakarız” diyor mu? Banka kredi taksitini ödeyemeyen işçiye “kardeşim sen madende yoruldun, iki ay sonra hallederiz” diyor mu?

Yahu konu işçinin maaşı olunca herkes birden Mevlana kesiliyor. Sabır tavsiye ediyor. Hoşgörü satıyor. Sükûnet istiyor. İşçi hakkını isteyince ise sakinlik yerini çevik kuvvet alıyor.

***

O para seve seve o hesaplara yatırılacak arkadaş! Yatmazsa bu sadece holdingin ayıbı olmaz. O masada söz veren herkesin, o barikatı kuran herkesin, oyalamaya göz yuman herkesin alnına kazınır.

Madencinin hesabına o para yatmadan bu dosya kapanmaz. Zira bu defa mesele bordro değil, memleketin vicdanıdır. Yetkililer insan rolü yapıp o paraları hemen yatırmalıdır!