Kadın haklarıyla uğraşmak, iktidar yandaşlarının vazgeçemedikleri bir konu. Sürekli gündemde tutmaya çalıştıkları ‘kadına nafaka’ konusu da bunlardan biri. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı üzerine yeniden düzenlenmesi gereken nafaka hakkı üzerinden yapılan kampanya, doğru bilinen yalanların bir kez daha ortaya çıkmasına neden oldu.

Kadın hakları savunucularının, şiddet gören mağdur kadınların nafakasız bırakılarak evliliklerini sürdürmeye zorlanacağı tepkisini gösterdiği bu durum, iktidar partisinde AKP’li kadınlarla muhafazakar erkeklerin savaşına dönüştü. Maalesef AKP’li kadınların sesleri, sadece kapalı kapılar ardından duyuluyor.

Özetle nafaka yüzünden sefil olmuş bir erkek kitlesi yok. Dedikleri gibi kimse evliliğinin ilk yıllarında boşanmıyor. Yüksek dedikleri nafakaların ortalaması 8 bin lira. Onların da yüzde 37’si zaten ödenmiyor.

AYM’nin yeniden düzenleme yapması için TBMM’ye verdiği sürenin dolmasına daha 9 ay var. Belli ki; bu konu yeni yasama dönemine kalacak. Aile Bakanlığı’nın yaptırdığı yeni araştırma, muhalif görünen kadın derneklerinin çalışmalarıyla da örtüşüyor.

***

Algı operasyonları ve koparılan yaygara nedeniyle doğru sanılan yalanları ortaya koyan araştırma özetle şöyle;

- “Mevcut yasa zaten süresiz nafakayı zorunlu kılmıyor. Mahkemenin ailenin gelir durumuna bakarak süresini belirleme hakkı var. Oysa yasa süresiz nafaka olarak adlandırılıyor.

- Aynı yalanlar, İstanbul Sözleşmesi için de söylenmiş. Kadınların değişimi ve hak taleplerinden rahatsız olan muhafazakarın baskısıyla sözleşmeden çıkılmıştı.

- Sanılanın aksine en çok boşanma yeni evliler arasında değil. Birinci sırada 10-20 yıllık evliler var. Bunları 20-30 yıllık evlilikler izliyor. İlk 1-3 yıl içerisinde boşananların oranı binde 4.

- Sanılanın aksine, en çok boşananlar üniversite mezunu olan kadınlar değil. ‘Kız çocukları okuyunca daha kolay boşanıyor’ tezi de çürüyor. Boşanmanın en çok yaşandığı dilim ortaokul-lise eğitimliler.

- Sanıldığının aksine herkes birbirine baskı uygulamıyor. Anlaşmalı boşanmaların oran çok yüksek. Yüzde 47.

- En çok nafaka bağlanmasına karar verilen kadınların gelir düzeyi asgari ücret seviyesinde. Yoksulluk nafakasının oranı yüzde 63.

- Bağlanan nafakada en düşük miktar 3 bin lira. Ortalama nafaka bedeli 8 bin lira. Birkaç ünlünün ödediği yüksek nafaka bedelinin, Türkiye gerçeğiyle hiçbir ilgisi yok.

- Nafaka bağlanan erkeklerin yüzde 37’si ise zaten bu bedeli hiç ödemiyor.”

***

Bizim gereksiz yere dönüp dönüp tartıştığımız gerçekler bunlar. Ortada böylesine trajik veriler varken, meczup görünümlü birilerinin ellerine pankart alarak, ‘kadınlar eve dönsün’ diye şov yapmaları gündem saptırma değilse, kötü niyettir.

Evet, nafaka masaya yatırılacaksa, yeni yapılan bu araştırmaların ışığında aynı zamanda çocuklarına bakan boşanmış kadınların durumlarının iyileştirilmesi için olmalıdır.

***

İktidar partisinde, bu konunun seçimden önce gündem yapılmasının zaten AKP’ye tepkileri artan kadınların partiden uzaklaşmasına neden olacağını söyleyenler var.

Kulis bilgilerine göre yakın tarihte AKP’de bu konuda yapılan toplantılarda ‘nafakaya belli bir sınır getirilmesi’ tartışılmış, bazı erkek vekiller evliliğin süresi kadar olsun’ derken, kadın vekiller ‘en az evliliğin iki katı olsun’ demişti. Cumhurbaşkanının ‘orta yol bulun’ dediği aktarılıyor.

Ayrıca yapılacak değişiklikte ‘kadının ekonomik durumunun dikkate alınarak, ihtiyacı olması durumunda’ süresiz nafaka verilmesine ilişkin hükmün yasa metninde kalmasının kararlaştırıldığı aktarıldı.

Yani özetle, ‘nafaka mağduru babalar’ kampanyasının inandırıcı hiçbir yanı olmadığı gibi bu babaların yarıya yakınının zaten mahkemenin öngördüğü nafakayı ödemediği de ortaya çıktı.

Her yasama döneminde kulis yapan muhafazakar erkeklerin gerçekleri çarpıttığı, ‘yoksulluk nafakası gerçeğini’ ortaya koyan yeni araştırmalarla bir kez daha gözler önüne serildi.

***

Dava dosyaları incelenerek yapılan bazı araştırmalar, ‘yoksulluk nafakası’ bağlanan kadınların, eşlerinin kendilerini öldürmeye çalıştığını, hamile iken fiziksel şiddet gördüklerini, eve kilitlendiklerini, sürekli aşağılamaya maruz kaldıklarını, borçlandırıldıklarını ve mallarını satmaya zorlandıklarını ortaya koymuştu.

Şimdi, bu hayatları yaşamaya devam etmeleri mi isteniyor?